Cehaletin En Büyük Düşmanı Kadındır

   0-3 yaş dönemi anne ve çocuk ilişkisinde en kritik ve önemli dönemdir. Çocuğun bu dönemde dil becerisi tam olarak gelişmediğinden annesiyle kurduğu etkileşim çoğunlukla sözel olmaktan ziyade bakışlar ve duygulara yöneliktir. Yaşadığı dünyanın güvenli bir yer, kendisinin değerli ve sevilen bir varlık olup olmadığı bilgisini annesinin gözüne bakarak deneyimler. Dolayısıyla kendi benliğine ve yaşadığı dünyaya dair birçok bilinmezi annesini referans alarak öğrenir ve anlamlandırır.      Bu ilk yaşantılar…

Read More >>

Türkiye’de Kadının Toplumsal Konumu

   İkinci Meşrutiyet dönemin en etkili kadın hakları savunucuları Ziya Gökalp ve Celal Nuri idi. Celal Nuri, 1915 yılında yazdığı Kadınlarımız adlı kitabında, kadınların içinde bulunduğu durumu Osmanlı Devleti’nin zayıflamasının temel nedeni olarak tanımlamakta ve yarısı tutsaklık altında yaşayan bir ulusa özgür denemeyeceğine dikkat çekmektedir. Ziya Gökalp ise, İslâm dininin kadınlarla ilgili olumsuz yaklaşımını, müfessirlerin yorum hatası olarak görmekte ve “kadın yükselmezse alçalır vatan” dizeleriyle konunun önemine dikkat çekmektedir.  Döneme…

Read More >>

Fırtına Kopanda

Çıraktım, Ustanın şarap parası için Çırpı bedenimi ateşe attım. İşsiz kaldı babam Hıncını dayakla çıkardı anamdan. Bizden biri öldü ilaçsızlıktan, Bir zengin piçi araba sürdü üstüme, Giremedim ışıklı mağazalardan içeri Bir kere bile. Dayak yedim polisinizden, Anama sövdü yalaka ustabaşı. Taze bir gül gibiydi Ayşe, para yüzünden vardı itin birine. Parasızlıktan, Çocuklarının yüzüne bakamadığından İncecik yaşlar indi de çenesine Mehmet astı kendini bir gece. Kara geceler gibi ağırlaşıyor da milyonların…

Read More >>
annelik

Annelik yapmak mı, anne olmak mı?

   Bir annenin, çoğunlukla çatıştığı ve neden çatıştığını anlayamadığı kızına yazdığı, kendisiyle ve anneliği ile hesaplaştığı, samimi duygularını anlatan bir mektup:    “Sevgili Kızım! Anne olacağımı öğrendiğimde buna hiç hazır değildim. Kendimi henüz çocuk gibi hissediyorken anne olma fikri tuhaf gelmişti. Ne hayalini kurmuştum ne de nasıl bir şey olduğu ile ilgili düşünmüştüm. Bana yabancı olan bu fikre alışmam için sekiz ayım vardı. Bu süreç içinde elbet kendimi hazırlayacaktım. Zira…

Read More >>

Kime Kalacak Şu Cehennem?

   Kimse cehennemi yakıştıramıyor kendine. En kötü ihtimalle birazcık köz, bir parça katran! Kahkahalarından belli ki hepsi de cennet yolcusu. Cehennem ötekiler için. Ötekiler de buna inanıyor ama farklı bir yolla: bütün dinlerin ortak özelliği, kendi inançlarına dâhil olmayanların mutlaka cezalandırılacağı! Cehennemlikse beddua edebilir misin? Başına bir musibet gelir mi? Adam zaten kaybetmiş. Vur abalıya! İyi ama içindeki öfkeyle cennet kabul edecek mi seni?    Korku bizi yatıştırıyor olmalı. Önünde…

Read More >>

Seni Düşünüyorum – Günay Aktürk

  Yağmur yağıyor seni düşünüyorum güneş çıkıyor seni…Yıldırımda ve şimşekte,gök gürültüsünde ve kuşağında göğün…Kasırgalar çıktığında geceleyin,hele ki düşmüşsem ıraklık gafletine, kabuslar içinde görüyorum seni.En çok da çocuk çığlıklarında ve yok edilen şehirlerin enkazı altında görüyorum seni.Birimizden biri kurtarmalı ötekini artık.Kardeşlerimi boğazlıyorlar yani başımda.Tüm direniş bunca barikatve bütün öfke senin için.Ve sen onca güzelliğinle hangi yöndesin?Nerdesin ey barış? Günay Aktürk21.09.2014

Read More >>

Bulunamayana Dair

   Yaşam enerjisinin “bilgi” denilen sünger tarafından emildiği yıllarda daha az gülmeye başladığımı fark etmiştim. Toplumun kalitesi düşüktü. Onun zevk aldığı şeylerden zevk almıyor, yavan sohbetlerinde kendimi daha bir yalnız hissediyordum.      Sorgu mekanizmamın ilk kez yaratılışla çalışmaya başlaması, arkasında derin ve karanlık bir uçurum getirecekti bana. Dört kitabı okumuş, yetmemiş, çok tanrılı dinlere sokmuştum burnumu. Yargıç kafalı beyinlerde olduğu gibi var oluşun sıkıntılı çıkmazlarıyla karşılaştım. Önce yıkımı, sonra…

Read More >>

İnsan Toplumunun Kuralları

   Çünkü onlarda her kafadan bir ses çıkmıyor da ondan. Mesela işçi arı, “vay anaam vay! Dün ölü bir böcek bacağı bulana kadar yol ayrımına kadar yürüdüm, bacaklarım kırılıyor, biraz daha geberip yatsam iyi olacak!” demiyor. Ya da bir işçi arı, kraliçe olacak yosma arıya diş bileyerek grev hakkını da kullanmıyor. Hâlbuki kendisi de dişi, taht üzerinde hak iddia edebilirdi. Ama sevdiğim bir huyları vardır ki akşama kadar kıç büyüten…

Read More >>

Işıktan Uzaklaşan İnsanlık!

   Dünya merkezli evren anlayışı yıkıldı ama yerine ben merkezli bir evren anlayışı geldi. Dış dünyaya körelen gözlerimizin önüne şatafat ipliğinden örülü bir perde çekilmiş durumda.      Medeniyetimizi o kadar geliştirdik ki akşam yemeğinde etimizden lezzetli bir parça kopartmak için karanlığın ardında gizlenen bir çift göz yok artık. O keskin pençeler uzun zamandan beri ne surlarımızı aşabiliyor ne de şehirlerimize girebiliyorlar.   Can güvenliğimizi hiçbir suretle tehdit etmeyen bu…

Read More >>

Sanrılar – Bekliyorum ki Ondan Söz Etsin

Temin Et    “Bir gün kitabımı koynuma sokup sessizce uzaklaşacağım buralardan. O gün güneş batıdan doğacak ve ben hiç şaşırmayacağım bu işe. Belki yüz yıl geçecek aradan. Denize atıldığı anda unutulan bir şişe gibi yüzeceğim sonsuzlukta. Sonra bir gün birileri bulup okuyacak beni! Ama o çağ, bu çağ olmayacak artık. Uzansalar dokunamayacaklar tenime. Duyuramayacaklar seslerini, gözlerini üzerimde gezdiremeyecekler. Bir süre daha yaşadıktan sonra her şey karanlığa bürünecek. Dört buçuk milyar…

Read More >>

Yıkım

      Mevsim kış. Sefaletin, cehaletin ve yabanıllığın hüküm sürdüğü sıradan ve ilkel bir akşam vakti… Küçük bir çocuğun bir köşede kendi halinde misket yuvarlaması gibi ağır ağır yanmakta soba. Üstünde güğüm, içinde su, o da kendi halinde fokurdamakta. Yükselen buğunun altında ıslık çalar gibi ninni tonunda bir ses duyulmakta. Evin yaşlı ninesi her zaman ki köşesinde, adına “rezil uyku” dedikleri doyumsuz bir horultunun kucağında uyuklamakta… Bastonlu dede köy odasına…

Read More >>