Melankolik Bir Piç Kurusunun Duygudurum Bozukluğu

Yine Geliyorlar

 


   Bunun olacağı sabahtan belliydi. Çöpleri atmadığım için öfkeli ve seri katillere özel ses tonunu kuşanan ablam Canay: “Sende Majör depresif bozukluk var.” dedi. O sırada elimdeki şarap kadehiyle mutfaktan balkona doğru seyir halindeydim. Zınk diye durdum. Ancak bir meteorun başarabileceği şeyi başarmış, bütün dikkatimi üzerine çekmişti. Önce okuduğu şeyleri üzerimde deniyor sandım ama daha sonra anladım ki telefonla konuşuyormuş. Ama yine de söylediği o Freud tarzı sözcük gün boyu kulaklarımda çınlayıp durdu.


   Akşama doğru hedefini şaşıran kehanet bir anda gerçekleşiverdi. Ayaklarımı ya da göbeğimi gıdıklayan enerjinin içimden gizlice sıvışmaya çalıştığını fark ettim. Bu bir depresyon belirtisi olmalıydı. Bu kara kaygı bozukluğuna ara sıra girip çıktığım için maruz kaldığım şeyi iyi tanırım. Sanki dünyada bir başıma kalmıştım da insanlık tekrardan üreyip çoğalana kadar yatıp uyuyasım vardı.


Pino Daeni – Day Deam


   Enerjinin içimden gizlice sıvıştığını söylemiştim. Sanırım benden bağımsızdı o. Devlet içinde devlet: paralel yandaşım gibi davranıyor bana. Üstelik kendi yasaları da var ha! İşine gelmedi mi resti çekip gidebiliyor. Ruhun bile duymuyor gittiğini. Aslında yolunda gitmeyen şeyler olduğunun bal gibi farkında. Mahallemin delisi o benim. Zihnimde yuvalanmış. Başına ödül koyacağım ya, en değerli hazinelerimi de beraberinde götürmüş. Yani ayyaşa bu gecelik bütün kapılar kapalı. Geceyi bir bankın üstünde yatarak geçirecek.


   İçimden kaçanı tekrar sokmam gerek içime. Bir yabancıyla anlaşma mı yapsak acaba! Birbirimizin kaçağını arayabiliriz diye düşünüyorum.  Onunkini bulursam onu sokarım içime. Bu sokup çıkartma işi pek hayra alamet görünmüyor. Buna mı ihtiyacım var? Olası değil gibi. Şimdi bir yabancı çırılçıplak soyunup yatağa uzanacak olsa, burnuna konan sineğe bile aldırış etmeyen bir ayyaş gibi kalçasını kaşımakla meşgul olurdum herhalde.


   Kitaplar tat vermiyor böyle zamanlarda. Böyle zamanlarda işe yaramayacaklarsa ne diye başköşeye kurulmuşlar ki? Belki de ruhuma tecavüz eden onlardı. Kendi kütüphanesi tarafından binlerce karakterin marifetiyle, binlerce mekânda defalarca doğmuş ve öldürülmüş aydın bir piç kurusuna benziyor benim gibi melankolikler! 


Melankolik bir piç kurusunun duygudurum bozukluğu


   Sevince bulanmak için başka şeyler de denedim.  Bir saatte üç tane sade kahve içmek gibi. Bunun keyifli bir şey olduğu izlenimini yaratan filmlere dava açmalı. Oyunculuğunuz bir kere de berbat olsun yahu! Sonra da sizleri örnek alıyor izleyenler. Ama hakkınızı vermek gerek. Yalnızlığınız gerçekçi durduğu kadar özendirici de. Sanki bir başınıza olmaktan keyif alıyorsunuz. Ben mi? Benimkisi kara safra vakası. Başkalarında iyi görünen şey bende yamalı duruyor. Kendimi zaman zaman yırtık dondan kafasını çıkartmış bir penis gibi hissediyorum. Bir şekilde işe yarayacağımı bilsem de zamanlamayı tam olarak beceremiyorum. Zihnimin artık bütün bunlara dur demesi gerek. Bunu yapacak kadar gücü yoksa kendisiyle övündüğü için başını yere yıkmalı artık..


   Bütün bunları düşünmekten o kadar bunaldım ki üşenmeden kalkıp parka kadar gittim. Çocuklar ve kuşlar için. Demek ki başıbozuk bir melankolik değilmişim. Hem onlar genelde yataktan bile kalkmak istemezler. Kendim için neleri göze aldığıma baksanıza…


   Üç yaşlarında bir kız çocuğu… Salıncakta sallanırken, dünyada salıncakta sallanmak kadar önemli bir şey olmadığını kavramış görünüyor. Görmelisiniz onu, insan türünün en muhteşem ürünü. Hayvan doğası insan zekâsıyla birleşerek yerkürenin en saf ve en kusursuz canlısını yaratmış. Elleri küçücük, yanakları pamuk kadar yumuşacık. Üstelik ablaları, teyzeleri gibi saçları da var. Ama oyuncak bebeklere benziyor yahu! Günün birinde koskoca bir kadın olup çıkacak. İnanılır gibi değil. Dünyada işler böyle yürüyor ve çoğu insan gördüğü şeyin anlamını kavramaktan çok uzak. İnsanlığa giden yolun başlangıcı çocuklar. Ama ne yazık ki yaş aldıkça uzaklaşıyorlar o yoldan.



  Ruhumun karası beyazlıyor mu ne! Kendimi daha iyi hissediyor gibiyim. Demek ki böyle zamanlarda ya parka gelmeli ya da yapmalı ondan bir tane. İkincisi için suç ortağı gerek. Acaba çocuk yapmayı (şu çağda) insanlık suçundan sayabilir miyiz? Zira ne insan yetiştirme işinde becerikliyiz, ne gelecek yaratmada ne de akıl sağlıklarını korumakta. Bak yine başladım gırnata çalmaya …


   Son tahlilde bana ne olduğunu kavrayabildim. İçine düştüğüm dalgalanma ne depresyondu ne de melankoli. Çünkü hiçbir şey öyle aşırı falan değil. Kendimi öldürmek gibi bir niyetim yok. Üstelik yasta da değilim. Ne bir insanı/eşyayı kaybettim ne de özel biri tarafından reddedildim. Benimkisi başka. Benimkisi gündelik. Ruhum olacak it soyu epeyce saldırgan ama şimdilik canıma kast etmiyor. Melankolik ya da depresif duygudurum bozukluğu dedim ama olay bundan çok daha basit. Sadece birazcık hüzünlüyüm o kadar. Çok fazla çalışıyor, az uyuyor, çok yazıyor, az sevişiyor, çok düşünüyor, azdan az çoktan çok geçinip gidiyorum kendimle. Sağlam vücut sağlam kafa demişler. Enerji istiyorsan bedenine iyi davranacaksın. Kendini sevecek, barış içinde yaşayacaksın onunla. Ama aşırıya kaçar da fazla seversen kendini, narsistliğe kadar yolun var! Bizim her şeyden önce özgüvene ihtiyacımız var…


    Kendimi çocuklarda bulduysam bu şekilde tedavi edebilirim kendimi. Daha fazla zaman geçirmek onlarla, oyunlarına karışmak… Şehirden köye göç gibi yani. Bir zamanlar biz de çocuktuk, deneyimli sayılırız. Gerçi o saflıktan uzaklaşalı çok oldu ama pratik yapabilirim. Hem anneme göre de örnek bir çocukmuşum ben küçükken. Diyor ki o günlere dair: “O kadar nazlımdı ki altına sıçsa üç gün oturduğu yerden kalkmazdı.” Yahu o günlerde ben dedem neden artık şeker almıyor diye düşünüyordum. Bir de şemsiye istemiştim. Demek ki büyükler gerçekten uzaklaşıyorlarmış çocukluk halinin saflığından…

Artodyssey: Igor Lazarev – Лазарева Игоря


   “Büyüklerle ben yapamıyorum, çocuklar da almıyor beni oyunlarına.” demişti Sunay ağabey. Ama başaracağız bunu. Enseyi karartmak yok. Hadi öyleyse, gidip biraz çizgi film izleyelim.

 

 

Günay Aktürk

This article has 2 Comments

  1. Büyümek ancak bu kadar iyi anlatılabilirdi….Büyümek demek ACI çekmek demek…Yazın harikaydı çok beğendim.Sen yine de arasıra parka git onlar alırlar seni aralarına.Oturup seyrederek değil..Birlikte sallanarak mesela ..

  2. Zekice ve ustaca yazılmış kurgu.Temelde yatan sebep se bilgelik özdeşmiş hikaye olarak devamı gelmeli okumak keyif vericiydi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir