Kırmızı Çizgili Aptallık

 

 

   Hepimiz bu çağın aptallarıyız. Ama üzülmeyelim. Her çağ kendine yakışır düzeyde aptallıklar yaratıyor. Bize de milenyum düştü. Evet, akıl küstahtır. Yere göğe sığdıramaz ki varlığını.


   Kendi hakikatimizi bir başkasının ellerine de bırakmak istemiyorum. Bizler kırmızı çizgili aptallarız. Hatırladınız mı o beylik sözleri? “Bu benim kırmızı çizgim!”, “Bu, ülkemizin kırmızı çizgisidir!” “Evlenmeden olmaz!”, “Ahlaksız!” “Vatan haini!” Sanırım bilgi ne kadar darsa aptallık da o kadar derinleşiyor. Çünkü yaşadığımız çağın içinde kendimizi devleştiriyoruz. Dünün, hatta bu günün bilgisinden dahi yoksunuz. Oysaki bilgi, insanı bilincin küstahlığından kurtarıp barışçıl yapmakla kalmaz, doğa efendisinin evcil varlıklarına dönüştürür bizleri. Okudukça dünya küçülür derler ya da şimdi uydurdum bunu. Evrenin gerçekliğine vakıf oldukça sanıyorum ki kendi varlığımızın hiçliğini de fark etmeye başlayacağız.


   Kendi çağıma ayak uydurmak ve onun ruhuyla düşünmek istemiyorum. Bugünün insanı çok değil, yüz yıl sonra aptal insanlar olarak anılacaklar. Gelecek geçmişten her zaman zekidir. Geçmişteki insanları anarken, onların bugün sahip olduğumuz bilgiden mahrum olduklarını tekrarlayıp böbürleniyoruz. Bizim de birilerinin geçmişteki aptal ataları olacağımız günler gelecek. Bugünkü bilimin sahip olduğu bilgilerle 500 yıl öncesine giderseniz o çağın bilgini siz olurdunuz. Düşünün ki adamlar dünyanın yuvarlak olduğunu söyleyenlerin derisini yüzüyorlardı. Bilgiye tamamıyla hakim olamamak ne üzücü. Söylediğimiz ve savunduğumuz her söz ve inanç o kadar ilkel ki ben hiç bir çağa ait olmak istemiyorum.


   Şunu söylüyorum: “Bizler geleceğin ilkel atalarıyız, geçmişin süper güçleri. Hangi çağda doğsak faydasız, hep geçmişe gömülüyor medeniyet.


   Fakat geleceğin her zaman geçmişten daha zeki olmadığı zamanlar da vardır. Seksen sene önce okullarda öğretilen bilimsel bilgilerin yerini bugün safsatalarla doldurursanız, seksen yıl önceki insanlardan daha bilgisiz ve belki daha ahlaksız bir nesil elde edersiniz. Çünkü doğan her insan yavrusu en baştan eğitilmek zorunda. Öyle bir doğası var ki dervişliğe de müsait canavarlığa da.


   Doğanın en saf haline bir de işe aklınızı katmadan baksanıza. Yani keyfi yorumlamalardan bahsediyorum. Hiç birimiz hayvanca yaşamasını beceremedik. Hayvanlığın özünü bozmak daha cazip geldi çünkü. Sanki bir marifetmiş gibi kötülüğün simgesi haline getirdik onu. Böyle bir yozluğu aptal bir zihinden başka ne başarabilirdi ki zaten?


   Bir dizi ideolojinin kölelerinden başka neyiz? Ne zaman gökyüzüne baksam, ‘evrensel’ diye yorumladığımız kara kura düzenimizin acizliğini düşünmeden edememem. Biliyor musunuz en çok hangi hallerde aptalız? Trafikte bir noktadan başka bir noktaya yetişmeye çalışırken aptalız mesela. Seviştikten sonra bir sigara yakıp konuşmaya başladığımız anda aptalız. Önemli bir toplantı (!) sırasında takındığımız ciddi hallerimizle aptalız.


   Bir tek uyurken ve bir de dalıp gittiğimizde özümüze döneriz. Ya da hiç alakası olmayan bir zamanda kahkaha attığımızda… Delice tavırlar sergilediğimizde… Çocuklar da özlerine sahip canlılardır.


   Aptallık anayasasının falanca maddesine göre beterin beteriyiz bizler. Lakin kötünün iyisi olduğumuz da söylenebilir. Ama gelin görün ki kanserli hücrenin tek amacı, daha da ölümcülleşmek için gelişmektir. Bunda bir bilinç yasası olduğunu iddia etmiyorum. Yalnızca hayvanların edep yerlerinin görünmesinin cazip olmadığını bir yerlerden okuyana kadar bekleyin! İşte bu beterin beteridir. Ben şimdiden elimde değnek kaz kovalıyorum. Size de tavsiye ederim!

 

 

 

Günay AKTÜRK

 

Posted by Günay Aktürk

Bütün noktalama işaretleri arasında en çok ünlemi severim ben. Boylu posludur o, babayiğittir. Hele ki topuklu giyerse boyu boyuma bile ulaşır. Üç noktayı üst üste koysan bir ünlem etmez. Eğer bir yerde "Gitme ha" çığlığı kopmuşsa, orada kesin ünlemin parmağı vardır. Tehlikelidir de. "Ee, yeter artık" da onun başının altından çıkar. Otoriterdir. "Çık dışarı, gel buraya, çabuk eve git" başlı başına onun icatlarıdır. Efkâr bastı mı, "eh" de, "ah" de yapıştır sonuna ünlemi. Virgül gibi yarım bırakmaz işini. Nokta gibi kestirip atmaz. Ne bok yediği belli değildir işin aslı. Ne alttan tiresi, ne üstten kesmesi vardır. Parantez gibi gizli saklısı da yoktur onun. Bakmayın çok sevdiğime onu. Çok sevilen her zaman yararlı değildir. Vay zavallı! Vah sersem!" Günay Aktürk

Website: http://www.gunayakturk.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir