Kahve

  

   Gel kahve yapayım sana. Bu havada yola çıkılmaz. Kar bütün yolları… Vay canına! Dışarıdaki at senin mi? Amma da besiliymiş ha. Sabaha varmadan nalları diker. Sanırım senin beklediğin mutlu son böyle bir şey değildi. Ama elimizde yalnızca bu var.

   Düşün bir kere! Yıllarca semerini tuttun. Konuştun onunla, yelesini okşadın. Yo burada haksız olan sensin. Kim dedi sana evcilleştir diye? Bazı canlıların evcilleştikçe yabanileşmek gibi tuhaf huyları vardır. En çok kimin elinden şeker yiyorlarsa o eli ısırmakta beceri kazandılar. Ama sen semeriyle, kızağıyla kendine bağlamakta kararlısın. Zira elindeki altın saplı kırbacı alabilmek için çok emek harcadın!


   “Doğası gereği” derler hani! Kahvenin doğasında bir insan tarafından tadına bakılmak mı varmış? Sırf sen donacaksın diye havalar soğumayacak mı? Toprağın çatlamış dudakları, kuraklık yaratacak olan yağmurun umuruna mı? Gel ayak diretme de yapayım kahveni. Korkma bre! Sırf içtin diye kırk yıl hatır koyacak değil ya sana. Anıların üstüne bir gün ölü toprağı serpilebilir. Olsun. Zaten Homeros’un öldüğü konusunda hem fikiriz. Zaten İlyada’yı da pek anımsayan yok…

 

 

Günay Aktürk

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir