Kabinde Şehvet

kabinde şehvet

 

   Dün Kızılay’da bir giyim mağazasına uğradım. Beş katlı büyükçe bir mağazaydı burası. Saati soracak olursan, üç buçuk suları. Hava sıcak mı sıcak… Daha önce de aynı saatlerde birkaç kez gitmiş, o saatlerde içerisinin pek de kalabalık olmadığına kanaat getirmiştim. Bu ayrıntının neden akılda tutulmaya değer olduğunu birazdan anlayacaksınız. İtiraf etmeliyim ki kaçamak şeyler var işin içinde.


   Ben gözüme kestirdiğim kanvas türü siyah pantolonu kabinde denerken kapının önünden iki kişi geçti. Fısır fısır konuşarak yan kabine girdiler. Çoğul mu düşünsem yoksa tekil mi bilemedim o anda. Kapı kapandı ve iki ses tek bir noktadan gelmeye başladı. Gelen seslere bakılırsa yirmili yaşların başlarında olmalıydılar. Sevgililer için gidilecek yerler arasında bir mağazanın küçücük kabini de olması sanırım gençliğin becerilerinden biriydi. Hey gidi damardaki hırçın kan hey, diye mırıldandım, yine asit yağmuru gibi yağıyorsun şuracıkta.


   Parçalı bulutluydu zihin denen meret. Güldüm. Aferin çocuklar dedim, bu yaratıcılık, bu deha, hayat size güzel valla. Demek ki başı sıkışınca insanın, icatta çığır açıyor. Sonra bir ışık çakıverdi birden. Benim aklıma hiç gelmemişti doğrusu. Sanırım dünya dursa akıl edemezdim bunu. Hem de her an kapının önünde soyunmaya hazırlanan sabırsız bir kuyruk oluşabilecek bir ortamda… Allah Allah! Akıllarına nereden geldi acaba! Sen anca felsefe yap. Yaşam epeyce doğurgan. Zaman geçiyordu ya kime nasıl geçiyordu… Piç kuruları da epeyce sessizleşmişlerdi bu arada. Demek ki ustalaşınca insan…


   Birkaç pantolon daha denedim. Onu çıkart bunu giy benim iflahım tecavüze uğrarken yan kabin yorulmak nedir bilmiyordu. Bravo gençler dedim, biraz bokunu çıkardınız ama olsun.


   Günün sonunda bir karara vardım. Benim kaçamak dediğim şeye ahlâksızlık diyeceķti birileri. Boş versenize… Daha geçenlerde sırf kendisinden ayrılmak istiyor diye adam kılıklı bir şeytan tarafından öldürmedi mi bir kadın? Kırk kişi bir çocuğa tecavüz ederken neredeydi o soylu ahlak kuramınız? İhtimal dâhilindeki bütün tanrıların laneti suskunluğunuzun üzerinize olsun. Ölümü sokak ortasında doğurtup, doğurganlığı topluca linç etmekten başka bir iş gelmez elinizden. Orospu diyen ağızlara giren çıkanın haddi hesabı yoksa şayet, ahlak tanımlarınızı da önemseyecek değiliz. Şurada iki sevgili sevişmiş ne ki… Hem de sevgiyle ve belki de yakalanma korkusunun tatlı heyecanıyla. Açlıktan öldüğün bir ülkede özgürce sevişemiyorsan, başına yıkılsın ağzına salya olan fikirlerin…

 

Günay Aktürk

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir