JACK LONDON VS YORUMCU FEYLESOF | ZEHİRLİ FİKİRLER

Bu Bölüm Neden Kısa? (Sabit Başlık)

 

 

 

   Okumuş olduğunuz bu ve benzeri yazılar, sevgili yazarlarımızın alıntılarına yapılmış ek dırdırlar içerir. İçinde gayet manalı sözlerin barındığı da doğrudur. Hani o: “Atam tutam ben seni, şekere katam ben seni.” türünden cümleler. Çok mu manalı derseniz, biraz derince demek daha doğru olur. Şimdi oturup şahsımın laf sokucu tarzından dem vurabilir, bu yazıları kafası karıştığı ya da incindiğinden ötürü yazdığını izah edebilirdim ama Oğuz Atay‘ın da dediği gibi: “Kelimeler albayım, bazı anlamlara gelmiyor.” Bu yüzden bu bölümdeki yazılanları tam bir makale kafasıyla değil de, anlık bir “ah” çekiş olarak yorumlamanız tavsiye edilir. Tamamen kısa yorumlar.  Hadi bakalım 🙂

 

 

yorumcu feylesof, günay aktürk, kısa sözler, kitap alıntıları, kitap sözleri, jack london, fikirler
Jack London

 

 

“Senin de fikirlerin tıpkı giysilerin gibi başkaları tarafından üretilmiş.”


Jack London Martin Eden

 

 

 

   📌 Ama kumaşını iyice zifte basmışlar hani. Bu çağın modası budur, demişler. “Bak pek de yakıştı! Fazladan vereyim abime! Çoluk çocuk da nasiplensin, ne güzel acılı sancılı. Ülkece kararmaya ihtiyacımız var!

 

   📌 Seni karaya aşık etmişler. Talibini bile zifir karasına uyumlu bir renkten seçmişsin. Mesela beyaz! Beyaz her zaman masum değildir. İçine kapalı bir “talip”tir o, kendine yabancıdır… Senin “Helal süt emmiş!”ten kastın yalnız ahlaklı bir insan olması da değil. Karanı kirini saklasın istersin. Garibim beyaz! Sesi çıkmaz ki! Bu yüzden masum değildir. Bu sebepten nefret edersin kırmızıdan. Kırmızı asiliğin, karşı duruşun rengidir!

 

📌 Giysilerin diyorduk… Aslında aklın dekolteli olanlarda kalmıştır. Ama onları yalnız zifir karası tarafının hizmetine sunmuş, sonra da ‘yırtmaçlı’ düşmanı olmuşsun. Çünkü onlardan birine asla dokunamayacaksın! Ve de bu durum sürekli olarak, olmayan kanına dokunup duruyor.

 

📌 Bugün geldiğin noktada patikada değil, kayalıklarda yürüyorsun. Ezberletilmiş bir cehalet bu seninkisi. Bir şeyin doğru ya da yanlış olduğunu anlaman için, bunu sana birilerinin söylemesi gerek. Doludan alıp boşa koyma marifetini yalnız ekmek kavgasında sergiliyorsun. Böyle öğretildi sana. Uluların öyle söyledikten sonra labirentler dahi tek kurtuluştur senin nazarında. Eğer içinde zihinsel ahlakın ve de şüphenin ışığı tastamam sönmüşse, senin için umut denen şey de ölmüş demektir. Bundan böyle tek çare biyolojik ölümünü beklemek…

 

 

Günay Aktürk

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir