İnsan Toplumunun Kuralları


   Çünkü onlarda her kafadan bir ses çıkmıyor da ondan. Mesela işçi arı, “vay anaam vay! Dün ölü bir böcek bacağı bulana kadar yol ayrımına kadar yürüdüm, bacaklarım kırılıyor, biraz daha geberip yatsam iyi olacak!” demiyor. Ya da bir işçi arı, kraliçe olacak yosma arıya diş bileyerek grev hakkını da kullanmıyor. Hâlbuki kendisi de dişi, taht üzerinde hak iddia edebilirdi. Ama sevdiğim bir huyları vardır ki akşama kadar kıç büyüten ve ara sıra talim uçuşlarına çıkan cibiliyetsiz erkek arıları bogazlıyorlar. Aferin onlara.


   Fakat insanlarda hiyerarşik bir düzen var. Daha doğrusu düzene karşı bir saldırı hâli söz konusu. Çünkü güç peşine düşüp bağnazlaşmaya programlılar. Peki, insan toplumunun kuralları nelerdir? Kimler çizer bu kuralların sınırlarını? Daha da önemlisi, kural koyacak konuma nasıl gelirler? Bunu belirlemek için rejimler yaratmışız. Geri kalmış bir toplumda hangi rejim kullanılırsa kullanılsın aptallık hüküm sürer.


   Zekadan yoksun toplumlarda adalet asla çoğunluğun çıkarına olmaz çünkü güç denilen şey (demokraside de dahil) azınlığın eline geçebilecek kaygan bir silaha dönüşür. İşte bu özelliğinden dolayı taşları yerine oturtamıyoruz.


   Aslında sorun pek de ideolojilerde görünmüyor. Asıl sorun, evrim sürecinde insanın hayvani özelliklerinden kurtulamamış olmasında. Zekanın gelişmediği bir beyinde kumanda merkezi, mantıktan ziyade ilkel güdülerimizdir. Peki, bu ilkel güdülerde barınan özellikler nelerdir? Üç temel unsur: saldırganlık, cinsellik ve açlık. Bu unsurlar ancak düşünen beynin gelişmesiyle uysallaştırılabilir. Bu ise bilim ve sanat ile mümkün görünüyor. Bilim cehaletini, sanat ise hayvanlığını alıyor.

 

Günay Aktürk

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir