Hiçlikten Doğan Suret!

 

   Acı dediğin ne ola ki! Olmayan bir nesnenin koca bir hiçlikte tesadüfi bir suret kazanması! Hiçbir yokluk bu kadar gerçekçi görünmemişti gözüme. Bir rüya sanki bu sanrı, yeterince tere batsam uyanacakmışım gibi geliyor.


   Aslında yoksun. Hatta yağmur da yağmıyor şu an. Bunların hiçbiri gerçek değil. Ama hissettiğin kadar varsın işte. Bütüne dahil olduğun da söylenemez. Seni bir akılla donatıp sürgün ettiler dünya cehennemine. Bunu sana hiçlik yaptı. Aslın sana şah damarından bile yakınken yine de göremiyorsun onu. Çünkü bilgide boşluk, zekada kıtlık var hâlâ. Bu bilinç aydınlanması seni mutlu etmeliydi. Çünkü bir kez gerçeğe erebilmişsin. Ama hayır. Mümkün mü bu? Hangi doğum sancısız olur ki?


   Kendini evinden milyarlarca yıl uzakta doğmuş olarak buldun. Sana acı çektiren de bu zaten. Bu yüzden hiçbir ayrılığa öfkelenemiyorsun. Şaşırtmıyor seni artık hiçbir haber. Kıyamet de kopsa, demiş eskinin evliyaları, dönüp de bakasın gelmez. Hatta güneş, bir punduna getirip batıdan doğsa bile…


   Aklını kaçırıp delirmek mutluluk olurdu sana. Ya da ölmek. Buna rağmen ölümde bile ne şaşırtıcı ne de sevindirici bir giz var… Ölünce de huzura ermiş olmayacaksın. Ama acı da olmayacak. Çünkü terk edecek seni bu sürgünlük hali. Hakla hak olmak yalnız sürgünlüğün bitmesi demektir. Gerçeği ilk kez fark ettiğim andaki o coşku seline kapıldığım kadar coşkuya kapılmadım şu hayatta. Ama o coşku bile o kadar uzaklaştı ki benden, ancak bilgiyle uslu tutmaya çalışıyorum aklımı. Bunun böyle olacağı kimin aklına gelirdi…

 

 

Günay Aktürk

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir