1.200 Defa Görüntülendi

Hangi Çağın Erdemi?

 

   Bu adamın beni derinden sarsabileceğinin bu sabaha kadar farkında bile değildim. Ama Sadizmin aşağılık öğretilerinden dolayı değil. Ya da kurgu boyunca bir kadına karşı işlenen iğrenç zorbalıklar yüzünden de değil. Zaten o işkenceleri öyle bir ruhsuzlukla işlemiş ki, kadının çektiği acıları okuyucuya ulaştıramamış ya da en azından ben hissedemedim onu. Bu da şunu gösteriyor ki, “De Sade” de kendi çağının kurbanı olmuş. Çağının ötesinde yaşayan bir aydın olmak diye deyim var bilirsiniz. Belki kendi çağının en ileri görüşlü aydını gibi algılanıyordu ama bugün yaşasa bu çağın canisi olurdu. Bu birinci notu aklınızda tutun.

   İkincisi, insanlığın “erdem” diye nitelendirdiği o güzel huylarının aslında pamuk ipliğine bağlı olduğunu fark ettik. Lakin bu başka türlü bir uyanış. Yani bir insani özelliği uygarlık olarak bir kez geliştirdikten sonra artık geçmişte yaşayan halkları “barbar” olarak görmek gibi bir küstahlığa sahibiz. Zira biz medeni insanlarız! Ama erdem sahibi bir toplumun an gelip de yeniden barbarlaşabileceği gerçeğine yabancı değiliz. Dahası, bu barbarlıktan rahatsız olacak grupların da giderek azalabileceği!

   Ben bu muyum peki? O çokça gururlandığım derin hissiyat ve iyiliksever Günay hangi çağda doğarsa doğsun yine de aynı Günay mi olacaktı? Ben 21. Yüzyılda yaşıyorum ve tek amacım yazarlığımı sürdürüp, bir gün boynumun vurulacağını da sezerek anarşist ve dinden uzak bir dünya görüşüyle efendi sınıfının tam karşısında duruyorum. Lakin beş yüz sene öncesinin İngiltere’sinde bir soylu olarak da doğabilirdim. En büyük soysuzların, soyluların içinden çıktığını bir şiirimde yazmıştım. Başka bir çağın aşağılık bir katili de olabilirdim. Ya da bir papaz olurdum ve tıpkı bu kitaptaki gibi inançlı kadınlara tecavüz de edebilirdim. Tüm bunlar kendi öz varlığımda bir çıban gibi çıkabilecek kötülükler. Bugün bana en büyük ahlaksızlık olarak görünen barbarlık, başka bir çağda en büyük zevkim olabilirdi. Eğer ben bugün böyle değilsem, içimdeki iyilik ağacının kötülük ağacından daha fazla sulanmasındandır ve bu sulama ne devlet ne de din tarafından yapıldı. Bunu bana ailem yaptı. Zaten onlar da içinde yetiştikleri Alevi kültürünün ürünü değiller miydi?

   Bu toplum ne kadar ahlaksız olursa olsun, insanın hangi kaynaktan beslendiği önemli. Bu da demek oluyor ki insan hangi çağın çocuğu olursa olsun her şeyden önce hangi kaynaktan beslendiği araştırılmalı. 21. Yüzyılda yaşıyorum ve berrak bir kaynağım var. Keşke herkes bu kaynaktan beslenebilse…

Günay Aktürk

Bu yazının 1 Yorumu Var

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir