Eyup Aktürk

1

Mansur olup durdum darı didara
Damlalar gözüme umman görünür.
Aşk elinden düştüm ah ile zara;
Cellâdım gözüme mihman görünür.

 

Elestü’den beri kayıp gezerim,
Hakk’ın azabını sayıp gezerim,
Ali gibi neftim yuyup gezerim;
Dertlerin alası pünhan görünür.

 

Ruhum bir kuş idi uçup da gitti,
Bedenim faniydi göçüp de gitti,
Eyüb’üm ecelden içip de gitti;
Bu geliş gidişim cebren görünür.

 

2

 

Terk ettim dinimi dinsiz gezerim,
Cehennem ateşi yandırmaz beni.
Ölmeden ölmüşüm cansız gezerim;
Hurili cennetler kandırmaz beni.

 

Ali’nin yolları dinden aladır,
Musa’ya duyulan yüce nidadır.
Âlemlere doğmuş nuru Hüda’dır;
Zemheri ayazı dondurmaz beni.

 

Âlem bir okyanus insan bir gemi,
Sevgi ırmağından içmişiz demi,
Muhabbette bulduk biz  gerçek cemi;
Hiç bir güç yolumdan döndürmez beni.

 

Gel divane Eyüp sen de gir yola,
Bırak Dünya malın bürün bir çula,
Bu dünyanın aslı astarı hile;
Cahilin kılıcı öldürmez beni.




 

3

 

Şah merdan Ali’nin kutsal ateşi,
Olmuş erenlerin hayali düşü
Bunu çözmek ancak kâmilin işi
Aldanıp boş dönme şirke düşersin

 

Pirini tekedip yoldan çıkarsan
Nefsine uyarak gönül yıkarsan
Zahiri göz ile hakk’a bakarsan
Çıkılmaz girdaba çarka düşersin

 

Sevgi ırmağını kurutma sakın
Gitme uzaklara yakma bakın
Suretinde yaratılmışsın hakkın
Aslına erince terke düşersin

 

Hilkati sultandır kevnü mekâna
Efsane gelmesin sözlerim sana
Olur isen eğer Şems’e pervane
Sen de Eyup gibi börke düşersin

 

4

 

Meylimi vermişim senin uğruna
Aşkı muhabbette durdum darına
Yanarım gün be gün ahu zarına
Sineme ateşi sal yavaş yavaş

 

Gönül divanedir ummanda yüzer
Sensiz yollarında avare gezer
Ayrılık ateşi bağrımı deler
Yaraya merhemi çal yavaş yavaş

 

Bu aşkın elinden yandı yüreğim
Has bahçende açtı gonca güllerim
Sensiz bu dünyayı ben terk eylerim
Bu can senin olsun al yavaş yavaş

 

5

 

İnsan dedikleri serap misali
Al yeşil donlara bürünür gider
Gelişi gidişi belli olmadan
Hakk’ın semasında görünür gider

 

Sevgide cem olur cümle mevcudat
Katresi olmasa dağılır gider
Nefes haktır demiş gül yüzlü hazret
Sevgiden gayrisi yok olur gider

 

Benlik kalesini kökünden yıkıp
Gönül yollarını topla düz edip
Özünü meydan da dara kaldırıp
Her anı kendine ikrar söz eyle

 

6

Gönlümün şehrinde seyrangah olan
Mesti divaneye döndürdün beni
Yıldız idim Semalarda gezinen
Çektin yeryüzüne indirdin beni

 

Cihanı bir pula bile satmazken
Şah’a padişaha boyun bükmezken
Kapanmaz kaleye sura çıkmazken
Aşkın gemisine bindirdin beni

 

Kevnu mekan iken vatanım ilim
Hakk’tan gayri zikir bilmezken dilim
Gülistan şehrine düşmezken yolum
Bülbül edip güle kondurdun beni

 

7

 

Dostum hilkat ile âlemi süzdüm
Âlemler renklere gark olmuş gider
Gönül beytullahtır birlikte gezdim
İblis bizden gayrı terk olmuş gider

 

Muhabbet bağına daldık bir zaman
Lezzetli tadını aldık bir zaman
Nefsimize kılıç çaldık bir zaman
Ali aşkı cana zerk olmuş gider

 

Sevdasız neylersin kabeyi hacı
Ara kendinde bul derdin ilacı
Dede sultanım hırkası tacı
Biçare dervişe börk olmuş gider

 

8

 

Hasan dedem senden bir dileğim var
Dök lalu gevheri dost pazarına
Ehlibeyt’inden bir yolağım var
Dök lalu gevheri dost pazarına

 

Hakk’ın mekânıdır Âdemin özü
Kuran imiş meğer Kamil’in sözü
Karanlık gece de bırakma bizi
Dök lalu gevheri dost pazarına

 

Mahşere dönmeden kevnü mekanım
Çekilip gitmeden emanet canım
Aramakla geçti dünüm bugünüm
Dök lalu gevheri dost pazarına

 

Göz pınarı doldu gayri akmıyor
Gam yüküm çoğaldı gönül çekmiyor
Hiç bir ateş Eyüp’ümü yakmıyor
Dök lalu gevheri dost pazarına

 

9

Bir seyyah elinden aldım yarayı
Ondan beri derde düştüm giderim
Yıkıldı gönlümün köşkü sarayı
Gözlerimden yaşı saçtım giderim

 

Bilmem ki bana mı feleğin kastı
Ayrılık rüzgârı zamansız esti
Elveda demeden bir akşamüstü
Terk ettim o yâri geçtim giderim

 

Ateşim yanıyor yoktur dumanı
Dünyada bıraktım dini imanı
Dönüşü olmayan kevnü mekânı
Kendime bir mekân seçtim giderim

 

Hilkati konuşur kendi dilinden
Davacı değildir müşkül halinden
Efkârımın görünmeyen çulundan
Kendime bir kefen biçtim giderim

 

10

 

Haramı helali seçmeden yersin
Bu ne biçim erkân ne biçim yoldur
Yüz kere ikrar verip bin kez dönersin
Bu ne biçim ikrar ne biçim dildir

 

Dünya nimetine kul köle olma
Yalandan Âdemin yüzüne gülme
Kin ile kibirle bu yola girme
Bu ne biçim düzen ne biçim haldir

 

Ölüm değmeyince sere ecelsiz
Düşmeyince sahralara mecalsiz
Hakkı idrak edemezsin misalsiz
Bu ne biçim rahman ne biçim kuldur

 

Gördün mü kan ile hakka varanı
Bildin mi nefsini senden soranı
Kemalete eren nitsin kuranı
Bu ne biçim elif ne biçim daldır

 

11

 

Şu gönül şehrimin güneşi ayı
Karanlık gece de kaldım elaman
Kar etmez gönlüme versen dünyayı
Sensiz dünya boşmuş bildim eleman

 

Dökülür yapraklar dökülür güller
Susup da söylemez konuşan diller
Uzayıpta gider sensiz bu yollar
Sararıp hasretle soldum giderim

 

Bir haberin gönder uçan kuş ile
Alırım haberin canı baş ile
Bekletme Eyübü gözün yaş ile
Bir köhne şehirde kaldım eleman

 

12

 

Zulmet ile gömdün nice canları
Senin de mezarın belirsiz olsun
Munzur’a karıştı akan kanları
Senin de mezarın belirsiz olsun

 

Süngü çekilir mi masum sübyana
İnsan olan nasıl kıyar bir cana
Yürek mi dayanır dökülen kana
Senin de mezarın belirsiz olsun

 

Bu zulümdür dedik anlatamadık
Bihatayık dedik dinletemedik
Dağlar taşlar bana oldular tanık
Senin de mezarın belirsiz olsun

 

İdam için gizli ferman ettiler
Mansur gibi hakka kurban ettiler
Yaktılar külümü harman ettiler
Senin de mezarın belirsiz olsun

 

 

Bilmezmisin Seyit olanlar ölmez
Kimsenin yaptığı yanına kalmaz
Ben giderim ama ahım yok olmaz
Senin de mezarın belirsiz olsun

 

13

 

Bir menzile vardım elsiz ayaksız
Bundan ötesine varma dediler
Bir kubbe dikmişler durur direksiz
Sakın ol kubbeye girme dediler

 

Seyrine can bile dayanmaz yanar
Gel yolcu sırrını sorma dediler
Her varlık sonunda aslına döner
Riyakâr darında durma dediler

 

Cüret et görmeye o güzel şahı
Sakın ol sırrına erme dediler
Perdeli göründü cibrile dahi
Kamile bu yeter sorma dediler

 

Vakti gelmeyince gonca bir gülü
Su verip çiçeğin derme dediler
Bin muradın bile olsa hilkati
Cahile birini verme dediler

 

14

 

Ben dedeyim diye postu seversin
Onu hak etmeye iman varmıdır
Gittiğin her yerde mevki güdersin
Nefsini yok edip yuman varmıdır

 

İnmez aşağıya yüksek uçarsın
Dünya nimetine kucak açarsın
Yıllardır tarlayı ekip biçersin
Ambarında buğday saman varmıdır

 

Hakk adına nefsi din edip taptın
Şeytan gibi türlü yollara saptın
Bir post için evi temelden yıktın
İçinde bir nebze rahman varmıdır

 

Bu yol sevgi yolu dedik takmadın
Nefsini ateşe koyup yakmadın
Haramdan elini birdem çekmedin
Senden daha küstah insan varmıdır

 

Sözlerim sanadır Meddah İsmail
Her harfini kuran, azimi şan bil
Gel al nasibini artık insan ol
Cahil kalıp Hakk’a varan varmıdır




 

15

 

Yârim bana bugün gel gel eyledi
Yüce dağlar olsa burdan uçar giderim
Turna ile bana selam söyledi
Katar olur burdan uçar giderim

 

Sevdası yarama merhem olan yar
Her türlü derdime derman olan yar
Şu gönül şehrime seyran olan yar
Uğruna yollara düşer giderim

 

Öyle bir sevda ki yollar yorulur
Boz bulanık akan seller durulur
Çiçekler toplanır güller derilir
Cennettir illeri coşar giderim

 

16

 

Benim devri yeri göğü yaradan
Üfleyip ruhunu maddeye katan
Benim bu devranı elinde tutan
Cahilin taptığı Allah vız gelir

 

Kâinat aynadır benim zatıma
Hiç bir nebi eremedi katıma
Akıl ser ermezken külliyatıma
Cahilin taptığı Allah vız gelir

 

Yok, nefeste dile gelirken âlem
Nicesine ettim eyledim kelam
Ortağım benzerim yoktur vesselam
Cahilin taptığı Allah vız gelir

 

17

 

Şu dağların yücesine bir çıkabilsem
Çeşmi siyah sevdiğime bir bakabilsem
Haşreylesem şu içimi bir dökebilsem
Ölüm bile beni senden ayıramaz ki


Pınar olmuş şu gözyaşım akar engine
Boyanmışım baştanbaşa senin rengine
Mecnun bile rast gelmedi senin dengine
Ölüm bile beni senden ayıramaz ki

 

Şu efkârı şu gamımdan dolar giderim
Tutuşmuşum aşk oduna yanar giderim
Sensiz şu gurbet ellerde solar giderim
Ölüm bile beni senden ayıramaz ki

 

Her lalede her sümbülde seni ararım
Her yaprağı her dalından seni sorarım
Gönlümü bağladım sana bu son kararım
Ölüm bile beni senden ayıramaz ki

 

18

 

Derviş sen mürşide minnet etmedin
Yanarsın odlara pervane gibi
Nefsin ile gerçek dava gütmedin
Gezinme meydanda merdane gibi

 

Durup düşündün mü bunca alemi
Kendinde buldun mu lev-i kalemi
Ali ile geldi hakkın kelamı
İnkâr edip durma mervane gibi

 

Şahımı görmeye gerçek göz gerek
Yolunu sürmeye sağlam öz gerek
Tarikat babında ikrar söz gerek
Bağlan mürşidine sevdana gibi

 

Terk ettim dinimi senin aşkına
Kabul et Eyüb’ü gönül köşküne
Kimse mihman olmaz böyle düşküne
Gezerim yollarda mestane gibi

 

19

 

Sivas’ta canları yakan vicdansız
Huzuru mahşerde nasıl duracak
Ey ruhu karalı yüreği kansız
Açtığın yarayı kimler saracak

 

Körpe bedenleri attın ateşe
Bu vahşet gelir mi hayale düşe
Bakan bile alkış tuttu bu işe
Bunun sonu bilmem nere varacak

 

Ahını alırsın kıyma gel cana
Ruhunu götürüp satma şeytana
Ömer gibi hançer çalma insana
Bulunmaz bedene ruhu verecek

 

Cahilin şerrinden koru sen beni
Gözü dönmüş yobaz bilmiyor dini
Verdi ateşlere bu kadar canı
İnsan sıfatında nasıl duracak

 

20

Munzur diye ağlıyorsun
Derdine bir derman mı yok
Yüreğini dağlıyorsun
Sultanından ferman mı yok

 

Ziyarettir dağı taşı
Munzur gözümün yaşı
Gördüğümüz hakkın düşü
Tabirine zaman mı yok

 

Seyidimi alan eller
Dost kılıç çalan eller
Allahından bulan eller
Gönlümüzde güman mı yok

 

21

 

Rüya gibi gelip geçti günlerim
Akıl sır erdirip çözemedim ki
Leyla’yı mecnunu aştı kederim
Yârin bahçesinde gezemedim ki

 

Derdimin lokmanı olsa ne fayda
Gönül köşküm neşe dolsa ne fayda
O yar sevdiğimi bilse ne fayda
Ak gerdana inci dizemedim ki

 

Yârimden ayrılıp yâd ele düştüm
Acıyla kederle kaynayıp piştim
Bu müşkül halime ben bile şaştım
Kader çizgisini bozamadım ki

 

Figan edip durma Eyup boşuna
O yar girmez gayrı senin düşüne
Dostlar ağı katmış tatlı aşına
Gaflet uykusundan sezemedim ki

 

22

 

El-aman diyerek kapına geldim
Kovma beni kovma ey ulu şahım
İsmin zikrederek bağrımı deldim
Kovma beni kovma ey ulu şahım

 

Senden gayrı kimden medet umarım
Sen olmazsan yaram nasıl sararım
Kaybettim yolları kimden sorarım
Kovma beni kovma ey ulu şahım

 

Yaradanım beni naçar bıraktı
Bin yıl cehennemin narına yaktı
Gözlerimden kanlı yaşımı döktü
Kovma beni kovma ey ulu şahım

 

Mürvetin sualsiz ganidir gani
Yolunda çürüttüm bu tatlı canı
Bütün kullar gibi Eyüp’te fani
Kovma beni kovma ey ulu şahım

 

23

(DEDEME)

 

 

Şeyla gözlerinden süzülen mana
Harap etti beni yıktı el-aman
Kaybolan pırıltı çözülen sima
Beni ateşlerde yaktı el-aman

 

Bakışları gizli yalvarış gibi
Sanki bu âlemden yol veriş gibi
Ayrılan dostuna gül veriş gibi
Manalı manalı baktı el-aman

 

Üstü başı kirin pisin içinde
Unutulmuş toprak tozun içinde
Yüreği kederli hüzün içinde
Gözlerinden yaşı aktı el-aman

 

Kalkamaz ayağa tutmaz dizleri
Kaybetmiş ferini görmez gözleri
İnan yıkar bir gün ahı sizleri
Derin derin için çekti el-aman

 

Suyunu içemez verilmeyince
Çiçek bile kurur derilmeyince
Sual edip halin sorulmayınca
Yarasına tuzlar ekti el-aman

 

Biçare adama etmeyin zulüm
Sizi de yakalar bir gün bir ölüm
Düşmüş yüreğine koyu bir yalım
Kaderine boyun büktü el-aman

 

Gözpınarı doldu gayri akmıyor
Hiç bir acı artık yürek yakmıyor
Kefen bile bedenini sıkmıyor
Yüreğine hançer soktu el-aman

 

24

 

Tenhada gördüm seni
Bugün ben çok mutluyum
Zeytin yeşil gözleri
Dedi ben çok kutluyum

 

Gizli naz etti bana
Gizli söz etti bana
Ellere sezdirmeden
Gizli göz etti bana

 

Ay’ın on dördü gibi
Cemali nur içinde
Bu gönlüm vazgeçemez
Yansa da nar içinde

 

Gizli naz etti bana
Gizli söz etti bana
Ellere sezdirmeden
Gizli göz etti bana

 

Dön yüzünü bu yana
Nurundan nur alayım
O güzel endamına
Bakarak cezb’olayım

 

25

 

Kararsız haliyle kaldı biçare
Hiç bir mevzuatta karar veremez
Delik deşik olmuş yüreği yare
Yanar amma bir menzile varamaz

 

Avcı olmuş Zülfikar’ı elinde
Murtazayı tespih etmiş dilinde
Kurşun sıkıyormuş Ali yolunda
Atar amma hedefini vuramaz

 

Bir de tespih takke işine girmiş
Hazreti Âdemi düşünde görmüş
Hakikati bilen erdemli pirmiş
Burnunun ucunu bile göremez

 

26

 

Ben bu yola Ali aşkıyla girdim
Çeksen de teberi döndüremezsin
Hakikat ateşi yanmış bir kere
Boş yere üfleme söndüremezsin

 

İblis adım atma böyle mekâna
Cahilin hançeri dokunmaz cana
Çekilirsin bir gün ulu divana
Divanın pirini kandıramazsın

 

Girmeden bu yola bir daha düşün
Belki de karışır baharın kışın
Eyüp gibi akar gözünden yaşın
Sel olup çağlarsa dindiremezsin

 

27

 

Tur’da gezer iken bir derviş gördüm
Güldü cemalime el verdi bana
Ayağın tozuna yüzümü sürdüm
Giyin kuşan diye şal verdi bana

 

İlim derya imiş daldım anladım
Hakk bende gizliymiş buldum anladım
Benden yüce yokmuş bildim anladım
Cebrail göründü gül verdi bana

 

Muhammet Mustafa zaten demdedir
Yaşın sel eyleyen kendi didemdir
Kendini bileli zaten âdem’dir
Nuh nebi eyleyip sal verdi bana

 

İndim yeryüzüne ansız zamansız
Zamansızım zaten hem de nedensiz
Bu ne biçim aşkmış hemde amansız
Düşürdü yollara çul verdi bana

 

28

 

Görmeden yanından gelip geçersem
Aşkın dolusunu özden içersem
Şu fani dünyadan konup göçersem
Sakın ardım sıra atmayın beni

 

Gönül sevda çekerse sevgi yolundan
Muhabbet sevgisi özlem kulundan
Değerler yaratılır pirin yolundan
Sakın ardım sıra atmayın beni

 

Hakikat sevgidir sevelim özden
Mutluluk sevgisinden ayrıldım sizden
Ben anlamam ledhar bencillik nazdan
Sakın ardım sıra atmayın beni

 

Eyüp Aktürk