Eyup Aktürk

 

Eyup Aktürk Bütün Şiirler

 

 

eyup aktürk

 

 

Mihman Görünür

 

Mansur olup durdum darı didara
Damlalar gözüme umman görünür.
Aşk elinden düştüm ah ile zara;
Cellâdım gözüme mihman görünür.


Elestü’den beri kayıp gezerim,

Hakk’ın azabını sayıp gezerim,
Ali gibi neftim yuyup gezerim;
Dertlerin alası pünhan görünür.


Ruhum bir kuş idi uçup da gitti,

Bedenim faniydi göçüp de gitti,
Eyüb’üm ecelden içip de gitti;
Bu geliş gidişim cebren görünür.

 

 

Öldürmez Beni


Terk ettim dinimi dinsiz gezerim,

Cehennem ateşi yandırmaz beni.
Ölmeden ölmüşüm cansız gezerim;
Hurili cennetler kandırmaz beni.


Ali’nin yolları dinden aladır,

Musa’ya duyulan yüce nidadır.
Âlemlere doğmuş nuru Hüda’dır;
Zemheri ayazı dondurmaz beni.


Alem bir okyanus insan bir gemi,

Sevgi ırmağından içmişiz demi,
Muhabbette bulduk biz  gerçek cemi;
Hiç bir güç yolumdan döndürmez beni.


Gel divane Eyüp sen de gir yola,

Bırak Dünya malın bürün bir çula,
Bu dünyanın aslı astarı hile;
Cahilin kılıcı öldürmez beni.

 

 

Şah Meran Ali


Şah merdan Ali’nin kutsal ateşi,

Olmuş erenlerin hayali düşü
Bunu çözmek ancak kâmilin işi
Aldanıp boş dönme şirke düşersin


Pirini tekedip yoldan çıkarsan

Nefsine uyarak gönül yıkarsan
Zahiri göz ile hakk’a bakarsan
Çıkılmaz girdaba çarka düşersin


Sevgi ırmağını kurutma sakın

Gitme uzaklara yakma bakın
Suretinde yaratılmışsın hakkın
Aslına erince terke düşersin


Hilkati sultandır kevnü mekâna

Efsane gelmesin sözlerim sana
Olur isen eğer Şems’e pervane
Sen de Eyup gibi börke düşersin

 

 

Yavaş Yavaş


Meylimi vermişim senin uğruna

Aşkı muhabbette durdum darına
Yanarım gün be gün ahu zarına
Sineme ateşi sal yavaş yavaş


Gönül divanedir ummanda yüzer

Sensiz yollarında avare gezer
Ayrılık ateşi bağrımı deler
Yaraya merhemi çal yavaş yavaş


Bu aşkın elinden yandı yüreğim

Has bahçende açtı gonca güllerim
Sensiz bu dünyayı ben terk eylerim
Bu can senin olsun al yavaş yavaş

 

 

Görünür Gider


İnsan dedikleri serap misali

Al yeşil donlara bürünür gider
Gelişi gidişi belli olmadan
Hakk’ın semasında görünür gider


Sevgide cem olur cümle mevcudat

Katresi olmasa dağılır gider
Nefes haktır demiş gül yüzlü hazret
Sevgiden gayrisi yok olur gider


Benlik kalesini kökünden yıkıp

Gönül yollarını topla düz edip
Özünü meydan da dara kaldırıp
Her anı kendine ikrar söz eyle

 

 

Gönlümün şehrinde seyrangâh olan


Gönlümün şehrinde seyrangâh olan

Mesti divaneye döndürdün beni
Yıldız idim Semalarda gezinen
Çektin yeryüzüne indirdin beni


Cihanı bir pula bile satmazken

Şah’a padişaha boyun bükmezken
Kapanmaz kaleye sura çıkmazken
Aşkın gemisine bindirdin beni


Kevnu mekan iken vatanım ilim

Hakk’tan gayri zikir bilmezken dilim
Gülistan şehrine düşmezken yolum
Bülbül edip güle kondurdun beni


Dostum hilkat ile âlemi süzdüm

Âlemler renklere gark olmuş gider
Gönül beytullahtır birlikte gezdim
İblis bizden gayrı terk olmuş gider


Muhabbet bağına daldık bir zaman

Lezzetli tadını aldık bir zaman
Nefsimize kılıç çaldık bir zaman
Ali aşkı cana zerk olmuş gider


Sevdasız neylersin kabeyi hacı

Ara kendinde bul derdin ilacı
Dede sultanım hırkası tacı
Biçare dervişe börk olmuş gider

 

 

Hasan Dedem

 

Hasan dedem senden bir dileğim var
Dök lalu gevheri dost pazarına
Ehlibeyt’inden bir yolağım var
Dök lalu gevheri dost pazarına


Hakk’ın mekânıdır Âdemin özü

Kuran imiş meğer Kamil’in sözü
Karanlık gece de bırakma bizi
Dök lalu gevheri dost pazarına


Mahşere dönmeden kevnü mekanım

Çekilip gitmeden emanet canım
Aramakla geçti dünüm bugünüm
Dök lalu gevheri dost pazarına


Göz pınarı doldu gayri akmıyor

Gam yüküm çoğaldı gönül çekmiyor
Hiç bir ateş Eyüp’ümü yakmıyor
Dök lalu gevheri dost pazarına

 

 

Biçtim Giderim


Bir seyyah elinden aldım yarayı

Ondan beri derde düştüm giderim
Yıkıldı gönlümün köşkü sarayı
Gözlerimden yaşı saçtım giderim


Bilmem ki bana mı feleğin kastı

Ayrılık rüzgârı zamansız esti
Elveda demeden bir akşamüstü
Terk ettim o yâri geçtim giderim


Ateşim yanıyor yoktur dumanı

Dünyada bıraktım dini imanı
Dönüşü olmayan kevnü mekânı
Kendime bir mekân seçtim giderim


Hilkati konuşur kendi dilinden

Davacı değildir müşkül halinden
Efkârımın görünmeyen çulundan
Kendime bir kefen biçtim giderim

 

 

Bu Ne Biçim İkrar

 

Haramı helali seçmeden yersin
Bu ne biçim erkân ne biçim yoldur
Yüz kere ikrar verip bin kez dönersin
Bu ne biçim ikrar ne biçim dildir


Dünya nimetine kul köle olma

Yalandan Âdemin yüzüne gülme
Kin ile kibirle bu yola girme
Bu ne biçim düzen ne biçim haldir


Ölüm değmeyince sere ecelsiz

Düşmeyince sahralara mecalsiz
Hakkı idrak edemezsin misalsiz
Bu ne biçim rahman ne biçim kuldur


Gördün mü kan ile hakka varanı

Bildin mi nefsini senden soranı
Kemalete eren nitsin kuranı
Bu ne biçim elif ne biçim daldır

 

 

El-Aman

 

Şu gönül şehrimin güneşi ayı
Karanlık gece de kaldım elaman
Kar etmez gönlüme versen dünyayı
Sensiz dünya boşmuş bildim el-aman


Dökülür yapraklar dökülür güller

Susup da söylemez konuşan diller
Uzayıp da gider sensiz bu yollar
Sararıp hasretle soldum el-aman


Bir haberin gönder uçan kuş ile

Alırım haberin canı baş ile
Bekletme Eyübü gözün yaş ile
Bir köhne şehirde kaldım el-aman

 

 

Senin De Mezarın Belirsiz Olsun

 

Zulmet ile gömdün nice canları
Senin de mezarın belirsiz olsun
Munzur’a karıştı akan kanları
Senin de mezarın belirsiz olsun


Süngü çekilir mi masum sübyana

İnsan olan nasıl kıyar bir cana
Yürek mi dayanır dökülen kana
Senin de mezarın belirsiz olsun


Bu zulümdür dedik anlatamadık

Bihatayık dedik dinletemedik
Dağlar taşlar bana oldular tanık
Senin de mezarın belirsiz olsun


İdam için gizli ferman ettiler

Mansur gibi hakka kurban ettiler
Yaktılar külümü harman ettiler
Senin de mezarın belirsiz olsun


Bilmez misin Seyit olanlar ölmez

Kimsenin yaptığı yanına kalmaz
Ben giderim ama ahım yok olmaz
Senin de mezarın belirsiz olsun

 

 

Sorma Dediler

 

Bir menzile vardım elsiz ayaksız
Bundan ötesine varma dediler
Bir kubbe dikmişler durur direksiz
Sakın ol kubbeye girme dediler


Seyrine can bile dayanmaz yanar

Gel yolcu sırrını sorma dediler
Her varlık sonunda aslına döner
Riyakâr darında durma dediler


Cüret et görmeye o güzel şahı

Sakın ol sırrına erme dediler
Perdeli göründü cibrile dahi
Kamile bu yeter sorma dediler


Vakti gelmeyince gonca bir gülü

Su verip çiçeğin derme dediler
Bin muradın bile olsa hilkati
Cahile birini verme dediler

 

 

Meddah İsmail

 

Ben dedeyim diye postu seversin
Onu hak etmeye iman var mıdır
Gittiğin her yerde mevki güdersin
Nefsini yok edip yuman var mıdır


İnmez aşağıya yüksek uçarsın

Dünya nimetine kucak açarsın
Yıllardır tarlayı ekip biçersin
Ambarında buğday saman var mıdır


Hakk adına nefsi din edip taptın

Şeytan gibi türlü yollara saptın
Bir post için evi temelden yıktın
İçinde bir nebze rahman var mıdır


Bu yol sevgi yolu dedik takmadın

Nefsini ateşe koyup yakmadın
Haramdan elini bir dem çekmedin
Senden daha küstah insan var mıdır


Sözlerim sanadır Meddah İsmail

Her harfini kuran, azimi şan bil
Gel al nasibini artık insan ol
Cahil kalıp Hakk’a varan var mıdır

 

Uçar Giderim

 

Yârim bana bugün gel gel eyledi
Yüce dağlar olsa burdan uçar giderim
Turna ile bana selam söyledi
Katar olur burdan uçar giderim


Sevdası yarama merhem olan yar

Her türlü derdime derman olan yar
Şu gönül şehrime seyran olan yar
Uğruna yollara düşer giderim


Öyle bir sevda ki yollar yorulur

Boz bulanık akan seller durulur
Çiçekler toplanır güller derilir
Cennettir illeri coşar giderim

 

 

 

Vız Gelir

 

Benim devri yeri göğü yaradan
Üfleyip ruhunu maddeye katan
Benim bu devranı elinde tutan
Cahilin taptığı Allah vız gelir


Kâinat aynadır benim zatıma

Hiç bir nebi eremedi katıma
Akıl ser ermezken külliyatıma
Cahilin taptığı Allah vız gelir


Yok, nefeste dile gelirken âlem

Nicesine ettim eyledim kelam
Ortağım benzerim yoktur vesselam
Cahilin taptığı Allah vız gelir

 

 

 

Ayıramaz Ki

 

Şu dağların yücesine bir çıkabilsem
Çeşmi siyah sevdiğime bir bakabilsem
Haşreylesem şu içimi bir dökebilsem
Ölüm bile beni senden ayıramaz ki


Pınar olmuş şu gözyaşım akar engine

Boyanmışım baştanbaşa senin rengine
Mecnun bile rast gelmedi senin dengine
Ölüm bile beni senden ayıramaz ki


Şu efkârı şu gamımdan dolar giderim

Tutuşmuşum aşk oduna yanar giderim
Sensiz şu gurbet ellerde solar giderim
Ölüm bile beni senden ayıramaz ki


Her lalede her sümbülde seni ararım

Her yaprağı her dalından seni sorarım
Gönlümü bağladım sana bu son kararım
Ölüm bile beni senden ayıramaz ki

 

 

 

Mervane Gibi

 

Derviş sen mürşide minnet etmedin
Yanarsın odlara pervane gibi
Nefsin ile gerçek dava gütmedin
Gezinme meydanda merdane gibi


Durup düşündün mü bunca alemi

Kendinde buldun mu lev-i kalemi
Ali ile geldi hakkın kelamı
İnkâr edip durma mervane gibi


Şahımı görmeye gerçek göz gerek

Yolunu sürmeye sağlam öz gerek
Tarikat babında ikrar söz gerek
Bağlan mürşidine sevdana gibi


Terk ettim dinimi senin aşkına

Kabul et Eyüb’ü gönül köşküne
Kimse mihman olmaz böyle düşküne
Gezerim yollarda mestane gibi

 

 

 

Sivas Ağıdı

 

Sivas’ta canları yakan vicdansız
Huzuru mahşerde nasıl duracak
Ey ruhu karalı yüreği kansız
Açtığın yarayı kimler saracak


Körpe bedenleri attın ateşe

Bu vahşet gelir mi hayale düşe
Bakan bile alkış tuttu bu işe
Bunun sonu bilmem nere varacak


Ahını alırsın kıyma gel cana

Ruhunu götürüp satma şeytana
Ömer gibi hançer çalma insana
Bulunmaz bedene ruhu verecek


Cahilin şerrinden koru sen beni

Gözü dönmüş yobaz bilmiyor dini
Verdi ateşlere bu kadar canı
İnsan sıfatında nasıl duracak

 

 

 

Munzur

 

Munzur diye ağlıyorsun
Derdine bir derman mı yok
Yüreğini dağlıyorsun
Sultanından ferman mı yok


Ziyarettir dağı taşı

Munzur gözümün yaşı
Gördüğümüz hakkın düşü
Tabirine zaman mı yok


Seyidimi alan eller

Dost kılıç çalan eller
Allahından bulan eller
Gönlümüzde güman mı yok

 

 

 

Sezemedim Ki

 

Rüya gibi gelip geçti günlerim
Akıl sır erdirip çözemedim ki
Leyla’yı mecnunu aştı kederim
Yârin bahçesinde gezemedim ki


Derdimin lokmanı olsa ne fayda

Gönül köşküm neşe dolsa ne fayda
O yar sevdiğimi bilse ne fayda
Ak gerdana inci dizemedim ki


Yârimden ayrılıp yâd ele düştüm

Acıyla kederle kaynayıp piştim
Bu müşkül halime ben bile şaştım
Kader çizgisini bozamadım ki


Figan edip durma Eyup boşuna

O yar girmez gayrı senin düşüne
Dostlar ağı katmış tatlı aşına
Gaflet uykusundan sezemedim ki

 

 

 

Ey Ulu Şahım

 

El-aman diyerek kapına geldim
Kovma beni kovma ey ulu şahım
İsmin zikrederek bağrımı deldim
Kovma beni kovma ey ulu şahım


Senden gayrı kimden medet umarım

Sen olmazsan yaram nasıl sararım
Kaybettim yolları kimden sorarım
Kovma beni kovma ey ulu şahım


Yaradanım beni naçar bıraktı

Bin yıl cehennemin narına yaktı
Gözlerimden kanlı yaşımı döktü
Kovma beni kovma ey ulu şahım


Mürvetin sualsiz ganidir gani

Yolunda çürüttüm bu tatlı canı
Bütün kullar gibi Eyüp’te fani
Kovma beni kovma ey ulu şahım

 

 

 

Dedeme

 

Şeyla gözlerinden süzülen mana
Harap etti beni yıktı el-aman
Kaybolan pırıltı çözülen sima
Beni ateşlerde yaktı el-aman


Bakışları gizli yalvarış gibi

Sanki bu âlemden yol veriş gibi
Ayrılan dostuna gül veriş gibi
Manalı manalı baktı el-aman


Üstü başı kirin pisin içinde

Unutulmuş toprak tozun içinde
Yüreği kederli hüzün içinde
Gözlerinden yaşı aktı el-aman


Kalkamaz ayağa tutmaz dizleri

Kaybetmiş ferini görmez gözleri
İnan yıkar bir gün ahı sizleri
Derin derin için çekti el-aman


Suyunu içemez verilmeyince

Çiçek bile kurur derilmeyince
Sual edip halin sorulmayınca
Yarasına tuzlar ekti el-aman


Biçare adama etmeyin zulüm

Sizi de yakalar bir gün bir ölüm
Düşmüş yüreğine koyu bir yalım
Kaderine boyun büktü el-aman


Gözpınarı doldu gayri akmıyor

Hiç bir acı artık yürek yakmıyor
Kefen bile bedenini sıkmıyor
Yüreğine hançer soktu el-aman

 

 

 

Gizli Gizli Göz Etti Bana

 

Tenhada gördüm seni
Bugün ben çok mutluyum
Zeytin yeşil gözleri
Dedi ben çok kutluyum


Gizli naz etti bana

Gizli söz etti bana
Ellere sezdirmeden
Gizli göz etti bana


Ay’ın on dördü gibi

Cemali nur içinde
Bu gönlüm vazgeçemez
Yansa da nar içinde


Gizli naz etti bana

Gizli söz etti bana
Ellere sezdirmeden
Gizli göz etti bana


Dön yüzünü bu yana

Nurundan nur alayım
O güzel endamına
Bakarak cezbolayım

 

 

 

Erdemli Pirmiş

 

Kararsız haliyle kaldı biçare
Hiç bir mevzuatta karar veremez
Delik deşik olmuş yüreği yare
Yanar amma bir menzile varamaz


Avcı olmuş Zülfikarı elinde

Murtazayı tespih etmiş dilinde
Kurşun sıkıyormuş Ali yolunda
Atar amma hedefini vuramaz


Bir de tespih takke işine girmiş

Hazreti Âdem’i düşünde görmüş
Hakikati bilen erdemli pirmiş
Burnunun ucunu bile göremez

 

 

 

Ali Aşkına

 

Ben bu yola Ali aşkıyla girdim
Çeksen de teberi döndüremezsin
Hakikat ateşi yanmış bir kere
Boş yere üfleme söndüremezsin


İblis adım atma böyle mekâna

Cahilin hançeri dokunmaz cana
Çekilirsin bir gün ulu divana
Divanın pirini kandıramazsın


Girmeden bu yola bir daha düşün

Belki de karışır baharın kışın
Eyüp gibi akar gözünden yaşın
Sel olup çağlarsa dindiremezsin

 

 

 

Çul Verdi Bana

 

 

Tur’da gezer iken bir derviş gördüm
Güldü cemalime el verdi bana
Ayağın tozuna yüzümü sürdüm
Giyin kuşan diye şal verdi bana


İlim derya imiş daldım anladım

Hakk bende gizliymiş buldum anladım
Benden yüce yokmuş bildim anladım
Cebrail göründü gül verdi bana


Muhammet Mustafa zaten demdedir

Yaşın sel eyleyen kendi didemdir
Kendini bileli zaten âdem’dir
Nuh nebi eyleyip sal verdi bana


İndim yeryüzüne ansız zamansız

Zamansızım zaten hem de nedensiz
Bu ne biçim aşkmış hemde amansız
Düşürdü yollara çul verdi bana

 

 

 

Atmayın Beni

 

Görmeden yanından gelip geçersem
Aşkın dolusunu özden içersem
Şu fani dünyadan konup göçersem
Sakın ardım sıra atmayın beni


Gönül sevda çekerse sevgi yolundan

Muhabbet sevgisi özlem kulundan
Değerler yaratılır pirin yolundan
Sakın ardım sıra atmayın beni


Hakikat sevgidir sevelim özden

Mutluluk sevgisinden ayrıldım sizden
Ben anlamam ledhar bencillik nazdan
Sakın ardım sıra atmayın beni

 

 

Eyüp Aktürk

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir