Ey İnsanlar

                             

   Ne çok öfkelisiniz ey insanlar, ne çok diken üstünde… Kulaklarınızın algısı hep bir son damla arayışında. Durduğunuz ve nefes aldığınız yer aynı yer amma hep burama kadar geldi, dediğiniz yerdesiniz. İhtiyacı olmayana içme suyu gibisiniz lakin işinize gelmediğinde çatlatıyorsunuz kuyu diplerinizi. Hörgüçleri boşalmış develere cehennem ateşiyle gülerken çöl tilkilerine vahalar vaat ediyorsunuz.


   Ne çok kıskançsınız ey insanlar, ne çok kanaatsiz. Sahip olduklarınızla yetinmeyip, sahip olamadıklarınızı sahip belliyorsunuz kendinize. Nefsinizi sırtınızdaki heybeye yüklüyor, taşıyamayacak hale geldiğinizde ise yakınıyorsunuz el atan olmadığı için. Çalıyorsunuz size ait olmayan umutları. Umudunuz çalındığında ise aksakallı bir ermiş olarak tekrar pazarlıyorsunuz kendinizi temiz ruhlara.


   Ne çok duvar örüyorsunuz ey insanlar, ne çok kat çıkıyorsunuz! Küçücük dünyanızda küçük hayallerinizin başkahramanlarına ne büyük roller veriyorsunuz! Ya ne demeli surlarınıza yaklaşan her yabancıyı tez elden düşman bellemenize? Hal böyle iken başkalarının surlarına ne diye öfkeleniyor, gözetçi kulelerine umutsuzca bakıp, hendeklerine ne çok yaklaşıyorsunuz?


   Ne az duygusalsınız ey insanlar, ne gani gani tahammülsüz… Sağınızın ve solunuzun fikirleri belliyken ne sağınız belli sizin ne solunuz. Kuşkusuz her taşın altında solucan yürekli bir yılan yaşar amma siz hangi taşı siper etmektesiniz kendinize? Aynalardan uzak durmayın ey insanlar. Su kenarlarına gidin sürekli. Tıkamayın kulaklarınızı, gevşetin yumruklarınızı. Kendinizi seyredin. Ve tanışın artık onunla…

 

 

Günay Aktürk
13.06.2016

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir