313 Defa Görüntülendi

Dua ve Bedduanın Çizgisi

 

Çok yakından tanıdığım, hatta sevdiğim insanlara bile birilerinin bir zamanlar beddua ettiklerine şahit oldum. Üstelik haklıydılar da. Eğer benden önce ölürlerse muhtemelen “yattığın yer seni incitmesin” bile diyeceğim. Beddua edenler ise “mezar mezar kaçarsın inşallah” diyecekler. Peki hangisi olacak? Ben evrimciyim ve bunlara inanmam ama ölen kişi hangi tür bir anmayı hak etmiş sayılacak?

 

Burada varmaya çalıştığım şey iyiliğin ve kötülüğün ne olduğu. Bence hiçbir şey yok. Sadece algı var. Menfaatimize yarar işler yapmışsanız iyisiniz, zarar vermişseniz kötü. Hiçbir şey yapmamışsanız da sadece şöyle bir görünüp çıkmışsınızdır hayatımızdan. Bizim değil belki ama başkalarının övgüsü ya da sövgüsü olmuşsunuzdur.

 

Her insan menfaate dayalı iyilik ya da kötülük besler içinde. O halde her insan ne tam iyidir ne tam kötü. Bir diktatörün bile şakşakçılarının olduğu bir dünyada iyilikle kötülüğün arasındaki sınır neyle çizilir? Tabii ki menfaatle. Sana yararı dokunduğu halde birilerinin canını yakıyorsa ve sen “vallahi ben kötü bir yanını görmedim” diyorsan, o halde sende de vardır kötü bir kişilik.

 

Öyleyse sevgi gerekli bize ama bu tek başına yeterli değil. Çünkü menfaatimizi okşayan kötü bir insana da sevgi besleyebiliriz. O halde ikinci bir kural daha koyalım: “paylaşmak.” Ama menfaatsiz bir paylaşım. İçinde sevgi olmayan ve birilerine sürekli kötülüğü dokunanların paylaşma özürlü oldukları sizin de dikkatinizi çekti mi? Onlar sizinle en son ne zaman bir somun ekmeği paylaştılar? Derdinizi dinlediler? Ya da bir akşam üzeri hiçbir sebep yokken telefon ettiler? İnsan gibi baktılar yahut?

 

Günay Aktürk

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir