183 Defa Görüntülendi

Deli Ruhlu Milena Ve Böcek Kralı Kafka

   Deli bir kadındı şu bizim Milena. Bizim Milena’mız. Hemen de bizim olur. Tutkulu bir âşık. Gazeteci, yazar ve çevirmen. Kafka gibi bir dehayı bile dize getirmiş bir kadın. Kafka açısından akıl hastalığına dönüşmüş bir sanrı! Kadının öyle kudretli bir ruhu var ki sevişmeye bile korkmuştu şu bizim böceklerin tanrısı Kafka! Aslında Milena’nın yanında Kafka’nın varlığı biraz sönük kalıyor. Onu bizim Milena’mız yapan şey, yalnız Kafka’nın gölgesi altında kalmış olması değil. Zaten öyle de olmadı. Milena’nın ruhundaki anarşist ve devrimci güç, yaşamındaki çalkantılar, tımarhanedeki sinir krizleri, sonrasında da göçük altında kalan karanlık bir ruh. Bu kadar kudretli bir ruh, ancak kendi denginde bir ruhla ayağa kalkabilirdi. Kafka’nın kudreti! Belki Kafka’nın kangrene dönüşmüş aşkına rağmen bedenleri ihtirasla hiç sarmadı birbirini ama çok daha etkili bir şey oldu. Çağımızda pek görülmeyen o zihinsel aşkı dibine kadar yaşayabildiler. Çok mu basit görünüyor peki, çok mu eksik? Mektupla başlayıp mektupla biten bir aşk mı sadece?

Bugün yaşasa kendimi tutamaz sarsılırdım. Milena’dan. Çünkü biliyorum insanlığımın eksik yanını. İnsanın aslen bu konularda iki tür açlığı vardır. Biri beden, biri de ruh açlığı. Güçlü bir ruh aç bir bedeni pekâlâ doyurabilir ama her beden her ruhu doyuramaz. Yani diyorum ki bir birey başka bir bireyin zihnini doyuramıyorsa, beden doysa bile şiddetli anlaşmazlıklar kaçınılmazdır.

“…bir ben ölmek istiyorum, bir sen, bir ben senin önünde küçücük bir oğlan çocuğu gibi ağlamak istiyorum, bir sen benim önümde küçük bir kız çocuğu gibi… Ve bir kez, on kez, bin kez, sürekli senin yanında olmak istiyorum, sen de aynısını söylüyorsun. Artık yeter.”

“yaşayabilmek için fazla öngörülü, fazla bilge, savaşabilmek içinse fazla güçsüzdü” diye yazar Milena Kafka için. Kafka’yı her anımsayışımda onu tekerlekli sandalyedeki bir bilgeye benzetirim… Kalkıp iki adım atamaz ama dünyayı yerinden oynatabilir. Yaşayan insanlar arasında, onun kitaplarını okuduktan sonra geceleri gözüne uyku girmeyen koca bir insan yığını var! Bu tam olarak Kafka sarsıntısı!

Günay Aktürk

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir