286 Defa Görüntülendi

Cumhuriyetin İlk Cep Kılavuzları

 

 

   Bu küçük cep kılavuzu tam tamına 82 yaşında. Yani tam olarak 82 yıl 5 ay 4 günlük. Bu kılavuza dokunmak bir fosilin nefes aldığını hissetmek gibi bir şey. Bakın önsözünde ne yazıyor: “Bir endeks olarak hazırlandığı için bu Kılavuzda bir takım Türkçe sözler eksik, bir takımlarının da anlamlarından bir kısmı yazılmamış görülecektir. Bütün Türkçe sözlerin bütün anlamlarıyla gösterileceği kitap, Büyük Türk Sözlüğüdür. Türk Dil Kurumu, bir yandan da bu sözlük üzerindeki çalışmalarını sürüp götürmektedir. Daha yıllarca çalışma isteyen bu Büyük Sözlüğü ortaya koyabildiğimiz gün, Türk Dilinin yeni bir bayramı olacaktır.” 

 

 

Aslında burada başka bir mana da var. Cep kılavuzları 1933 yılında hazırlanmaya başlanmış. Referans olarak gösterilen Büyük Türkçe Sözlük de tam manasıyla tamamlanmış değil. Büyük bir sancıyla kendi kozasını örmeye çalışan bir Cumhuriyetten bahsediyoruz. Sancı diyorum çünkü durum gerçekten vahim. Harf devriminin yapıldığı seneye kadar Osmanlı Devletinin son yüz elli yıllık geçmişinde sadece 417 kitap basılmış. Erkeklerin yüzde yedisi, kadınların binde dördü okuma yazma biliyor. Medreselerde Türkçe yasak! Bu okuryazarların yalnız subay ve gayrimüslimlerden oluştuğunu düşünürsek, bu küçük cep kılavuzu bile o dönem için ne kadar değerli bir yapıt! Saray halkın dilinden anlamıyor, halk da sarayın dilinden. Zaten Osmanlı Devletinin eğitim anlayışı da birey değil kul yetiştirmekti.

 

  Peki, o günden bu güne neler yaşandı? Cumhuriyetin ilk yıllarındaki Dil Kurumunun Türkçeyi geliştirme çabalarını düşündükçe, bugünkü TDK un savruk ve ileri derecede yobaz çalışmalarını görmek öfkelendirici. Türk Devletlerinin kaderindendir. Bu devletleri kuran öncüler yurtlarını ve halklarını o kadar sahiplenmişlerdir ki onların samimiyetlerinden kuşku bile duymuyorum. Lakin bu Devletler çok geçmeden yobaz softalarca sanki bir örümcek ağı gibi bütün devlet kademelerini sarıyorlar. Atalarının on sekiz devlet kurmuş olmalarıyla övünenler bir de neden yıkıldığıyla ilgilenseler ya!

 

 

   Şimdi de bugünkü Türk Dil Kurumunun çalışmalarına bakalım. Cahil, cehaletini nasıl sergiler? Eskiden daha hafif şikâyetlerimiz vardı. Mesela “Twitter” kelimesini ele alalım. Nedir Türkçe karşılığı? Neden bu karşılıkla anılmıyor? Bu ve bunun gibi yabancı kelimeler Türkçeye girdikleri ilk anda Türk Dil Kurumu tarafından müdahale edilmek zorunda. Bir zamanlar Arapça ve Farsça karıştırılıp Osmanlıca denilen bir dil çıkartılmıştı ki o dil de zaten Fransızca ve İtalyanca kelimelerce istila edilmişti. Eskiden beri yakınıp durduğumuz bu sıkıntının rengi ve boyutu da zamanla değişti. Bizim tembel TDK iş yapma becerisini tersten anlayıp, “müsait” kelimesinin karşılığını, “Flört etmeye hazır olan, kolayca flört edebilen (kadın)” olarak tanımlayarak iş yapar hale geldi! Argo deyimleri Atasözü olarak kendi internet sitesinde yayınlayan bir kurumdan bahsediyoruz.

   Genel müdür koltuğuna oturtturulan nice insan var bugün. Ne öğrendiler peki bu güne kadar? Bir fizikçiyi idare edebilmek için o idarecinin de bir fizikçi olması gerek. Bir ilahiyat mezununun dini bir kurumu denetlemesi göze çarpmaz da, koskoca bir üniversitenin dekanlığını yürütemez. Aynı şekilde kara bir softa da bırakın dili geliştirmeyi, daha da zifte batırır Türkçeyi. Bu kademelere getirilen insanları siz de yakından tanırsınız. Her gün iş yerinizde, sokakta vs karşılaşıp da asla laf anlatamadığınız insanlar onlar. Aradaki fark ise, birisi pahalı kunduralar giyerken ötekisi takunya giyiyor olmasıdır hepsi bu. Şimdiki TDK un örneği verilen geçmişteki uygulamalarına bakarak yaptığı şeyin ne olduğunu sorabilirsiniz. Ne olacak, Cumhuriyetin tozunu almak! Aslında tam olarak bu da değil. İnsan hangi düşünceyi savunursa savunsun yine de yararlı olmak istediği için yapar eylemini lakin herkes aşılandığı şeyi aşılar! Ve onun doğru olduğunu zanneder.

Günay Aktürk

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir