32 Defa Görüntülendi

Bizler, Halen Avcı Toplayıcı Bedenler İçerisinde Yaşayan ”Modernleşmiş” Bireyleriz!

Sabahları gün ağarırken kuş seslerinin verdiği rahatlama hissinin, ilkel atalarımızdan yadigar “Nereden tehlike geleceği belli olmayan karanlık gece bitti” huzuru olabileceğinin farkında mıyız? Ya da gün batarken yaşanılan hüznün “Nereden tehlike geleceği belli olmayan karanlık gece yine başladı” üzüntüsü olabileceğinin farkında mıyız?

İlkbaharda çiçek açan kırların ilkel atalarımızdaki karşılığı bol yiyecek ve doğacak çocukların hayatta kalma garantisi iken, ruhu ve kültürü şehirli, duygulara yön veren hormonal sistemi hala avcı toplayıcı olan bizlerin zihninde rengarenk kırlar kaynağı belirsiz bir mutluluk olarak zuhur ediyor. Atalarımızın avcı toplayıcı olarak yaşadığı dönemde, yırtıcı hayvanları bizden uzak tutacak ateşin, ruhumuzun derinliklerine işlediği güven ve huzur hissini bugün modern villalarda şömine ateşiyle simule etmeye çalışıyoruz.

On binlerce sene önce, ateşin başında yabani keçi etinin pişirilmesini bugün açık hava barbekü partilerinde tekrarlayarak, şehirli avcılar olduğumuzu ispatlıyoruz. “Mangal keyfi” tabirinin, insanlığın derin bilinçaltı yansıması olabileceğinin farkında mıyız? Şelalenin başında, en temel ihtiyaçlar olan suyun ve su içmeye gelen av hayvanlarının tedarik edileceği güvenini taşıyan atalarımızdan binlerce yıl sonra su sesinin verdiği huzuru anlamlandıramıyoruz. “Fışkiyeyi kim kırdı?” sorusunun ne kadar derin bir soru olabileceğinin bilmem farkında mıyız?

Ekonomik nedenlerle birkaç milyonluk nufusa sahip şehirlerde yaşamak zorunda iken, gelecekteki emeklilik planlarımızda bitkilerle, hayvanlarla, doğa ile iç içe dağ evi yada balıkçı kasabası hayali bizi ayakta tutuyor. Bizler, Yaşar Kemal’in Alageyik Destanında geyiğin sesine karşı koyamayıp, gelini gerdek gecesinde yalnız bırakan geyik avcısı Halil olmasak da, çocukluğunda sapanla kuş avlayan, bilgisayar oyunlarında pusu kuran, vuran kıran, öldüren modern görünümlü avcı toplayıcılarız. Bizler, avcı toplayıcılarız, modern çalışma ofislerinde hasmına tuzak kurup, dedikodu ile cephesini genişleten, ayak kaydırmak için erketeye yatan, uygun vakit kollayıp avını bertaraf eden…

Bizler, eylemsizlik ilkesinin kurbanlarıyız. Tıpkı duran cismin durmak istemesi, hareket eden cismin ise hareketine devam etmek istemesi gibi, 2.000.000 senelik avcı toplayıcı genetik-hormonal birikiminin momentumu, 10.000 senelik tarım devriminin kültürel-ahlaki birikimine karşı zaman zaman galip gelerek yoluna devam etmek istiyor. Doğa Ana keskin dönüşümlere kapalı olduğunu kendine has dili ile bizlere ispat ediyor.

Bir lokma yiyecek için onlarca kalori yakmak zorunda olduğumuz, meyve ve av peşinde onlarca kilometre yol katettiğimiz, zorunlu olarak spor yaptığımız, insulin ve glukagon hormonlarının da bu yaşam biçimine göre evrimleştiği avcı toplayıcı dönemden, yiyecekleri pazardan aldığımız, yiyecek bulmak için minimum düzeyde enerji sarfettiğimiz modern döneme geçişte diyabet hastalığına yakalandık. Avcı toplayıcı atalarımız düşük glisemik indeksli kompleks şekerler ve lifli doğal yiyecekler tüketirken, bugün işlenmiş yüksek glisemik indeksli basit şekerler ve lifsiz yiyecekler tüketiyoruz ve sadece besinleri çiğnemek için enerji sarfediyoruz. Spor kavramı avcı toplayıcı atalarımızın lügatında yoktu. Spor yapmak bu atalarımız için yaşamın ta kendisiydi. Avcı toplayıcının metabolizması ve hormonal sitemi, spora ve yiyecek içeriğine göre evrimleşti.

Evrim, yaşama ve üreme konusunda lehimize sonuçlanacak eylemleri beyin kimyasalları ile ödüllendirir. Yiyecek bulmak ve avlanmak için yapılan zorunlu spor sonrası beyin mutluluk hormonu dopamin salgılıyorken, şehirleşmeyle birlikte artık yiyecek için spor yapmak zorunda olmadığımız için depresyon yaygınlaştı. Kalp ve damar hastalıkları gelişti, karbonhidrat ağırlıklı beslenme nedeni ile diş çürükleri arttı, ayakkabı giymeye başladığımız için ayak mantarları oluştu.

Şeker hastalığı, kalp damar hastalıkları, sırt ağrıları, diş çürükleri, ayak mantarları, ruh hastalıkları tarım devrimi ile birlikte gelişen keskin dönüşümün acı sonuçlarıdır.

Bizler, Dövüş Kulubü’nün şizofren “Tyler Durden”leriyiz, bir tarafı 2.000.000 senelik avcı toplayıcı döneme göre evrimleşmiş şiddet ve seksi körükleyen testosteronun esiri maço erkek, diğer tarafı bir arada yaşamayı zorunlu kılan 10.000 senelik tarım devrimine ve şehirleşmeye göre şekillenmiş ahlakın getirdiği mazbut aile çocuğu. Bizler, Dövüş Kulübü’nün “Marla Singer”leriyiz, bir tarafı avcı toplayıcı döneme göre evrimleşmiş hafif meşrep vamp kadın, diğer tarafı tarım devrimine ve şehirleşmeye göre şekillenmiş, sandığında gelinliği beyaz atlı prensini bekleyen azize.

Bizler, 2 milyon senelik avcı toplayıcı döneme göre evrimleşmiş testosteronun marifetlerini bile “Şeytana uydum” sözü ile farazi varlıklara yükleyen dindarlarız. Bizler, avcı toplayıcı hayvanlar olduğumuz gerçeğini kendinden bile saklamak için epilasyon yapan, parfümler deodorantlar kullanan avcı toplayıcı bedenindeki medeni karakterleriz. Bizler, kürk kalıntısından ve ter kokusundan kurtulmak için milyarca dolarlık epilasyon ve parfumeri sektorü yaratan avcı toplayıcı bedenindeki centilmen Homo sapiens ruhlarız. Bu beden bu ruhu kabul etmiyor, yada bu ruh bu bedeni. Bütün çelişki, kültürel-ruhsal evrimimizin, metabolik-hormonal evrimimizden daha hızlı değişmesinden kaynaklanıyor. Smokinli avcı toplayıcının temel trajedisi burada başlıyor.

Freud’un sözüyle ego şahlanmış bir at üzerindeki şovalye gibidir. Ego, id ile süperegonun isteklerini uzlaştırmaya çalışan hakemdir. Daha basitleştirirsek id; yaklaşık 2.000.000 senelik avcı toplayıcı dönem ve daha öncesine göre evrimleşmiş beyin kimyasının zorunlu kıldığı “Beslen, susuzluğunu gider, çiftleş, hayatta kalmak için şiddet uygula, savaş” talimatlarının alındığı zihinsel katman iken, süperego; yaklaşık 10.000 senelik tarım devrimine ve şehirleşmeye göre şekillenmiş ahlakın ve kültürün, bir arada yaşamayı zorunlu kılan “Eller ne der oğul, diğer insanları da düşün, arzularını geçiktir, kendine yapılmasını istemediğini başkalarına da yapma, şimdi sırası mı?” talimatlarının alındığı sosyal tabuların zihinsel katmandır. Ego, genellikle birbirlerine zıt çalışan id’in gayri ahlaki talepleriyle, superegonun ahlaki taleplerinin optimize edilmesini sağlayan zihinsel katmandır. Sanırım semitik dinlerdeki sağ omuzdaki iyilik perisi ve sol omuzdaki kötülük perisi algısının bilimsel kökleri, evrimsel geçmişimizde yer alıyor.

Yunus Emre’nin “Bir ben vardır bende, benden içerü” dizesinde bahsettiğ “içerideki ben” belki de Freud’un “ego” olarak tabir ettiği, zıt çalışan talepleri optimize eden, taleplerin gerçeklikle uyumlu hale gelmesini sağlayan içsel öğretmendir, kim bilir?

Hazırlayan: Hüseyin Acar (Evrim Ağacı Okuru)

 

 

Okumak İyidir:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir