208 Defa Görüntülendi

Bir tuhaf Bekleyiş

 

   Üç saattir öykümdeki karakterimin zihnindeki karanlığı dağıtıp uyutmaya çalışıyorum. Sonunda uyudu. Şimdi uyuması gereken benim. Beni kim uyutacak?

   Bambaşka duygular var içimde. Hiçbir amaca hizmet etmeyen… Kasırgası dinmiş bir okyanusta, okyanus malı bir sandal gibiyim. Sırtüstü uzandığım sandalımda yıldızlı bir gece başladı şimdi. Suyun üzerinde yüzüyor ay. Bu gece farklı bir gece. Mecazsız anlamıyla insan olduğumu fark ettim. Benim gibi başka insanlar da varmış bu yerkürede. Şu anda onlardan biriyle karşılıklı kahve içesim var.

   Canı cehenneme sabahın altısına kurulan alarmların. Mutlak suretle uyanılacak her sabah. Şimdi kahve içmek istiyorum. Çelikten yapılma kapıları pas tutmuş oysa insanların. Hangi karesi nasıl ses çıkartır belirsiz.

   Yoo hayır! İçimdeki hissin taşıdığı sözler bunlar değil. İnsan görmek istiyorum karşımda bu gece. Gözlerinde yaşamın yansıması olan derin bir insan. İstediğim ne tanıdık bir yüz, ne de günün dedikodusuyla kafamın şişmesi.

   İlk sözü ne olurdu acaba? “İstediğin kadar doyur, kurt yabanı özler?” mi? Yoksa: “Ne şaşkın ol basıl, ne taşkın ol asıl!” mı? Duymak istediğim melodi ne? Tarla tarlaya bakarak diken getirirmiş. Ya o bana ne getirecek? Ne alacak benden?

   Ahh ahh yine başladım değil mı gırnata çalmaya? Neler geldi neler geçti felekten, katır ile deve geçti elekten… En azından kendi kelamımdan haberdarım…

Günay Aktürk

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir