Bir Angara Analizi

   Ağır ağabey gibidir Angara. Bir yanı eli bıçaklı serserilerle, bir yanı muhallebicilerle çevrilidir. Soğuktur, sevimsizdir. Kızılay’dan geçirilirse; Jandarma genel, Emniyet genel, Deniz, Hava, Kara ve bilumum kuvvetlerce donatıldığı görülür. Resmiyette başka il tanımaz üstüne. Memur kenti olduğu rivayeti yaygın inanışlar arasındadır.


   Ha bir de denizi yoktur. Ama binlerce küçük “Deniz” adayına ev sahipliği yapar.

   Eskiden olmayan ama şimdilerde kaçak ismiyle anılan bir de sarayı vardır. Bir ucunda Recep padişahı, diğer ucunda ise, Kadı Burhaneddin Beyliğinden kalma “Gökçek” isimli bir sefir barındırır içinde. Biri diğerinin vezirliğini, kahyalığını yapar durur öteden beri. Aklıselim hiçbir Angaralı bu iki cambazdan da hoşlanmaz.

   Her yanına parklar, sevimsiz beton yığını üst geçitler, dev Avmler ve rant işi uzun bulvarlar yapılmıştır.


   Ara sıra bombalar patlar, eylemler olur. Meydanlar alabildiğine polis ve tomayla dolarken, havayı da bembeyaz, geniz yakıcı, göz kızartıcı bilinmez bir kimyasal kaplar! Ülkenin herhangi bir yerinde halk isyana soyunacak olsa, ikinci isyan noktasıdır Angara.

   Karanfil’i ünlüdür. Devrimci mekânıdır orası. Bazı bazı milliyetçi olduğu hissine kapılanlarca saldırıya uğrar. Bu kimseler neden böyle yerlere saldırmak yerine Anıtkabir’e gitmezler, anlaşılmaz bir iştir. Ne diyordum? Hah, Karanfil diyordum. Artık kendini savunur durumda karanfil…



   Bir de ODTÜ’sü vardır Angaranın. Geçmişi namlıdır. Kaliteli devrimciler yetiştirmiştir. Gezinin gözde mekânlarındandır. Orada da Polisler, kaçmayın ulan Atatürk’ün piçleri, diye kovalamıştı öğrencileri. Kuğulu parkı, Dikmen’i, Tuzluçayır’ı, Batıkent’i söylemeden olmaz. Her isyanın direniş merkezi buralardır.


   Direnişten uzak bir hayat yaşayanlar ise Bahçeli yedi caddede, şu ya da bu avmlerde alırlar soluğu. Ama iki türün de ortak mekânı Sakarya’dır. Rize çayıyla kaçak çay burada, aynı demlikte demlenir!

   Şimdilerde gecekondular sancılı bir yıkım sürecindeler. Çoğu çoktan yıkıldı gitti. Bir zamanların Çinçin’i buna örnek. Şimdi şehrin kimyasına bir de Suriyeli göçmenler eklendi. Sokaklarda dilenen, evsiz, çarıksız dolanan, yer yer kavga gürültü yaşanan mahalleler var.



   Bir şehir daha çok şeyiyle anılır. Anılmaya elverişlidir. Ama uykum geldi. Gece vardiyasındayım. Saat sabaha karşı üç buçuk… Ezanı yeni bitirdi imam. Ramazan ayına yeni girdik. Aylardan Haziran. Evet, Haziran’da ölmek zor! Sokakta, hangi evlerin ışıkları yanıyor, hangileri yanmıyor diye inceleme yapan bazı tipler var. Burası Angara. Bazı eklentileri saymazsak tıpkı sizin şehirleriniz gibi hani… Birbirinizden farklı onca renklerinize rağmen; eğer karanlığa, kardeş katline ve de gericiliğe rıza göstermeyenlerdenseniz, ben de sizleri, sizlerin de şehirlerinizi sevenlerdenim…

 

 

Günay Aktürk
23.06.2015

Posted by Günay Aktürk

Bütün noktalama işaretleri arasında en çok ünlemi severim ben. Boylu posludur o, babayiğittir. Hele ki topuklu giyerse boyu boyuma bile ulaşır. Üç noktayı üst üste koysan bir ünlem etmez. Eğer bir yerde "Gitme ha" çığlığı kopmuşsa, orada kesin ünlemin parmağı vardır. Tehlikelidir de. "Ee, yeter artık" da onun başının altından çıkar. Otoriterdir. "Çık dışarı, gel buraya, çabuk eve git" başlı başına onun icatlarıdır. Efkâr bastı mı, "eh" de, "ah" de yapıştır sonuna ünlemi. Virgül gibi yarım bırakmaz işini. Nokta gibi kestirip atmaz. Ne bok yediği belli değildir işin aslı. Ne alttan tiresi, ne üstten kesmesi vardır. Parantez gibi gizli saklısı da yoktur onun. Bakmayın çok sevdiğime onu. Çok sevilen her zaman yararlı değildir. Vay zavallı! Vah sersem!" Günay Aktürk

Website: http://www.gunayakturk.com

This article has 1 Comment

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir