Bilgiye Dair

 

 

   En iyi olduğumuzu düşündüğümüz konularda bile öğrenmenin yaşı ve sınırı olmadığını okuduğumuz kitaplardan anlıyoruz. Bu anlayış, kendimizde gördüğümüz eksikliklerin, bilginin en tepesiyle bulunduğumuz gelişim noktası arasındaki uçurumdan gösteriyor kendini. Nasıl ki doktorlukta profesörlüğe kadar uzanan bir kademe silsilesi var, yaptığımız meslekte ya da izini sürdüğümüz fikirde de aynı kademe söz konusu.


   Otuz yaşındaki bir adamın karşınıza dikilip siyaset hakkında sizinle tartıştığını düşünün. Aşağı yukarı yirmi yaşında okumaya başlamış olsa, size anlatacağı en fazla on yıllık öyküsü vardır. Çıtayı biraz daha aşağı çekecek olursak Nietzsche’nin bu konuda çok güzel bir tespiti var. Der ki: “Gençler ukala olurlar. Çünkü onlar aslında hiçbir şey bilmeyen ama çok şeymiş gibi görünen benzerleriyle düşüp kalkarlar.” Diyeceğim o ki kitaplara aşırı derecede bağlanan insanlar en azından bir konu hakkında kendilerini geliştirmeli.


   Her şey hakkında az çok bilgi sahibi olunabilir ama iki alanda profesyonel olunamaz. Bunun neden gerekli olduğu sorulacak olursa da bilginin mayasında var diyebilirim. Bir zaman sonra akıl, oturduğu tahtında tıpkı kulak arkasındaki kristal gibi oynamaya başlar. Yaşamı zindan eder insana. Ama bir konuda ustalaşmak bana göre düşünceyi dizginlemenin iyi bir yolu olabilir. Çünkü bu sayede bilginin gücüyle kişi kendinden emin olduğu kadar, okuyacağı materyaller de apaçık ortadadır.


   Tüm bunlar yürümenin bir yolu sayılabilir. Yaşamın saçmalıkları karşısında tutunacak bir dayanak. Çünkü bunca okumanın sonu (örnekleri çoktur) ya delirme ya da intihar olabiliyor. Bununla beraber aklı referans almakta da yaşamsal bir fayda vardır. Çünkü aslı bir hayale dayanan konular karşısında aklın kudretine rağmen onu elinden kaçırmış fazlaca örnek var elimizde.

 

Günay Aktürk

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir