Bazen Gitmek Gerek

bazen gitmek gerek
Ayhan Türker – İstinye’de Eski Köprü

 

Ya Da Gitmek Gerekir Bazen

 

   Kelimelerin yerlerini değiştirirsem kalırlar belki. Ağızlara pelesenk olan bu gitmek sözcüğünü yumuşatmam gerek. Tanımıştım onlardan sekiz on düzine kadarını. O kadarını tanıyan da gidenler arasında sayılır. Demek ki ben de buralara ait değilim. Ya sizler? Sizin kokunuz da yabancı gibi buralara. Hani, nereye sakladınız valizinizi? Şimdi sizin kaçış planınız da vardır. Ama şimdilik görmezden gelelim bunları. Belki de en doğrusu budur.


   İnsan durduk yere neden kaçmak ister ki? Bakın anlatayım da dinleyin. İlle de ille göçmenlik yapmak zorundayız. Ne kaldı geriye kıtlıktan başka buralarda! İnsan olarak bir yanımız hâlâ göçebe. Buna rağmen her nasılsa kurulu düzenden yanayız. Ama o düzeni kendi başımıza kurmakta zorlanıyoruz. Diyoruz ki mesela: “Uzat hele şu tuğlayı bu tarafa.”


   Bu kadarla kalsa iyi. Öncelikle emir listemiz var elimizde. “Şu çiviyi şuraya çak, merdiveni getir, kalası götür, çimentoyu dök, harcı karıştır.” Ötekinin de sıdkı sıyrılmış tabii. Ee gönülsüz seksten sakat çocuk doğar, demiş atalar. Bunu kendimize biz yapıyoruz. O müthiş felsefeyi hatırladınız mı? “Her ne ararsan kendinde ara!” Giden de suçludur kalan kadar: ölenin öldüren kadar suçlu olduğu gibi. Fazla beklemekten de maraz doğmaz mı sizce? Demek ki saf bir haz peşindesiniz. Yadırgamıyorum. İnsanın kendi öz doğasına karşı gelmesi ayıptır. Ama çeki düzen verebiliriz bu gidişe. Ortaya saçılmış suçtan kendi payımızı sırtlanabiliriz. Ondan sonra canımız nereye kaçmak isterse kaçalım. Cesur insan kaçsa da bir şey kaybetmez.   

 


   Neden giderler demiştik, şimdi ona gelelim.

 

bazen gitmek gerek 2
Ayhan Türker Göksu’da sonbahar


   Çadırın tepesi yamalıdır da ondan giderler. Yağmurlu havalarda kuru kalmak ister insan, ayazlı gecelerde sıcacık. Yuvası sıcak oldu mu insanın, dışarısı günlük güneşlik de olsa gitmez. Güvendeyse gitmez. Güçlü hissediyorsa gitmez. Duygu keseleri doluyorsa kalır. Evcil bir kedinin yakaladığı bir yumak gibi oynar onunla. Ama mutsuzsa kaçmanın yollarını arar. Sevilmiyorsa kalmaz. Ara sıra yaslanacağı bir omuz bulamazsa kalmaz. Şehrin bütün semtlerini sokak sokak bilse de o insan o şehre ait değildir. Onu mutlu eden insanların kokusunu şehrin dokusunda görmek ister. Grilik insanı intiharın kıyısına bile sürükleyebilir.

 

   Sadece özel yaşama has bir vaka değildir gitmeler. Çoğunlukla toplumsaldır. Katı şehirler mutsuz insanlar yaratır. Bir şehirde kötü insanlar çoğunluktaysa sıklıkla gitmeyi düşünür. Köpeklerin insanlara havladığı kentler kötüdür mesela. Heykellerin saldırıya, kadınların tacize ve tecavüze uğradığı, çocukların akşamları sokağa çıkmaktan korktukları şehirler kötüdür. Bir kadın sokakta yalnız başına yürümek için bir erkeğe ihtiyaç duyuyorsa o şehir karanlık bir şehirdir. Aslında bir şehrin asıl rengini anlamak için kadınlara nasıl davranıldığına bakmak gerekir. İçine kapanık yobaz şehirler değişim düşmanıdırlar. Eğer kendisi de öyle değilse böyle bir şehirde neden kalmak istesin?

 

   Bir insanın tıpkı kendisine benzeyen bir toplulukta yaşamak istemesi sizce de doğal değil mi? Sanırım siz de aynı dertten muzdaripsiniz. Valiziniz bu yüzden mi tıka basa değil? Bu şehrin kokusunu oraya bulaştırmak istemiyorsunuz. İhtiyaçlarınızı gideceğiniz yerden tedarik edeceğinizi düşünüyorum. Hayat denilen bu kapalı kutu, birbiri ardına sıralanmış o tatlı telaşlarla beraber gelmeli insana.

 


   Sanırım sorunun kaynağını buldum.



   İnsan, içinde yaratabildiği şehirler kadar güzeldir aslında. Ya da çirkindir. Çöplükte yaşamak zorundaysan eline bir eldiven geçirip temizliğe başlamak zorundasın. Dünyaya iyi insanlar da ayak basıyor demiştim daha önce. Aslında bu sıklıkla oluyor ve bizler onları bulamıyorsak, kendi seçimlerimi zi sorgulamalıyız.


   Çadırın içinde mutlu değilseniz çadırınızı değiştirin. Bu şehir sizi kesmiyorsa nereye istiyorsanız oraya gidin. Canınız dövüşmek istiyorsa dişiniz kırılacak diye korkmayın, dişçi orada. O küçücük ayrıntıyı yakalayabildiniz mi? İnsan kendi küçük şehrini kendi yaratır demek istiyorum. Zihnininiz içinde o ateşi yakamamışsanız bir düğün alayında bile oturur ve hüngür hüngür ağlarsınız. Sizin kimseye ihtiyacınız yok mutlu olmak için. Sadece korkuyorsunuz o kadar. “Ben bana yeterim.” dediğiniz sürece siz size yetersiniz. Tek eksiğiniz nereden başlayacağınızı bilemiyor oluşunuz.


   Kısacası önce bunları yaratmak gerek. İrade gücü, biraz cesaret, biraz da kendinle barışık olma hali. Şehirler ve çadırları sel basmış olabilir. Yüzmeyi öğrenmek zorundasınız. Bir su faresi kadar yok musunuz yani? Bunu mu demek istiyorsunuz? Evet, bazen gitmek gerekir. Aslında sıklıkla dolaşmak gerekir ya… Siz bir göçmenseniz ben de göçebeyim. Yalnız değilsiniz. Madem gidiyorsunuz, o halde sizi hoş bir şiirle uğurlayalım.

bazen gitmek gerek 1
Ayhan Türker – Göksu’da Mor Salkımlı Kahve

 

Saftır İnsan Denilen Duygulu Haylaz.

 


Saftır insan denilen duygulu haylaz.
Hayatının kadınını bulduğunu zanneder çok kez.
Hayatının erkeğini…
Ben buldum fakat o hala beni arıyor!
Ve bu yüzdendir ki bir insanın deliliğe saplanmasını,
bir saplantıya sahip olmasına yeğlerim.
Ve yine görünen o ki,
günlerce günden sonra ben bugün
kendime dünürcü yolluyorum kendimi.
Ben, benden iyisini mi bulacağım?
Aklım varsa alır ve defeder kurtulurum!

 

 

Günay Aktürk

(Umudun Çocuğu şiir kitabından)
Kurgu Kültür Yay. 2014 Ankara

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir