166 Defa Görüntülendi

Bahadın’ı bir de benden dinleyin :)

Anadolu’nun yer yer yobazlıkla çürümüş derinliklerinde Bahadın adında bir kasaba vardır. Bu kasabanın sınır tarlalarından itibaren içeriye doğru bir ışık hüzmesi yayılır. Bu sınır tarlaları aynı zamanda dış dünyanın karanlığına karşı da set görevi görür. Burada yaşayan halk ışık işçileri ve dolayısıyla da ışığın çocuklarıdır. (Işık evleriyle karıştırılmamalıdır!)

Geçmiş ile bugün arasında kısa bir bağ kuracak olursam, Osmanlı döneminde de “sıraçlar” ve “ışık taifesi” diye anılmışlardır. Bu nedenledir ki (Topkapı sarayına gidilecek olursa) Osmanlı defterlerinde bile izlerine rastlanır. “Tez zamanda” diyerek bir hışımla çıkartılan fermanlarda görülür ki, sistemin adaletsizliğine ta o zamanlardan baş kaldırmışlarıdır.

 

 

 

 

 

 

 

Bu kasabanın halkına göre sürdükleri yol, bilim ve insanlık yoludur. Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır zira. Eline, beline ve diline sahip olmalısındır. Olmaz isen düşkünsündür. Cemden ve dahi toplumdan dışlanman lazım gelir. Bozuk düzende, demiştir, sağlam çark olmaz. Bu yüzden bozuk düzen tarafından kara ferman çıkartılmıştır boyuna. (Selam olsun Ahmet Arif’e.)

Hele, demiştir, aynayı bir tut yüzüne de, gör nasıl göründüğünü gözüne Ali’nin! Kabem insandır, dinim sevgidir. “Eğer sual eder isen sırrımdan / Cümlemizi var eyledi varından” diyen Nesimi’nin yoluna seğirtip, “Kandilde balkıyan nurdan gelirim” felsefesini katmıştır inanç heybesine. “İnsan” demiştir: “Bizde insan vardır / kadın mı erkek mi sorulmaz.”

İşte Anadolu’nun derinliklerinde yaşayan bu ışık insanları, o halkın torunlarıdır. (bir halkın bizzat o nesilden gelmesi de gerekmez. Kimin yolunu sürüyorsun? Hangi yol için can veriyorsun?) Beş yüz yıl önce saz çaldığı, semah döndüğü ve “bilim ve insanlık” dediği için zulüm gören bir halkın torunlarıdır. Değil beş yüz yıl bin yıl da geçse bu yoldan dönmeyeceği, bütün toplum direnişlerinde bir adım öne çıktığından bellidir. Yaz aylarında yapılan bahar şenliğimizin amacı sade bir şenlik fikriyle doğmuş değildir. Cem (bir) olmaktır. Cemden olmaktır. Ve her şeyden de önce insan olmaktır! Hani şu son zamanlarda (aslında her devrin karanlık bir döneminde) unutulmaya yüz tutan insanlık…

Ve yolcu bu sözümüz sana. İyi dinle bizi. Yolumuz ve inancımız tıpkı bir padişahlık gibi babadan oğla geçmez. Işık insanına dâhil olmak, ışığı içinde yaşatanlara özgüdür. Bize mezhebimizi soracaksan, yolumuzdan çok uzaktasın demektir. Bizi anlayamamışsın. Bizi görememişsin. Ne çığlığımızı, ne sevincimizi ne de demimizi paylaşmamışsın demektir. Ama gelmek istersen git diyemem sana. Ama önce kulak vermelisin Nesimi’ye:

“Sorma Be Birader Mezhebimizi

Biz Mezhep Bilmeyiz Yolumuz Vardır

Çağırma Meclis-İ Riyaya Bizi

Biz Şerbet İçmeyiz Dolumuz Vardır

Bizim Söyleyecek Sözümüz Vardır”

“Geldiğin hak kapısı. Durduğun Mansur darı. Döktüğün varsa doldur. Ağlattığın varsa güldür. Yıktığın varsa kaldır. Gel gelme! Dön dönme! Gelenin malı, dönenin canı! Gördüğünü ört, görmediğini söyleme. Sen sana sahip ol, seni senden aldık sana verdik. Bu yol öyle bir yoldur ki ateşten gömlek giyemezsin, demirden leblebi yiyemezsin.”

İyi bir insan olursan, bir gün sen de Bahadın’ı görebilirsin 🙂

Günay Aktürk

Okumak İyidir:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir