Ahh İntikam Sesleriyle Çınlıyor Sokaklar…

10 Ekim 2017

  Ahh, İntikam sesleriyle çınlıyor sokaklar Ooy O fırtına kopanda, Bedenim o rüzgarın önüne Bir mermi gibi sekende Siz aşağılık asalaklar Nereye kaçacaksınız o günde. Milyonların nasırlaşmış yüreklerinden İnsaf dileyeceksiniz de Patlayan kazan başında Haşlanmış derisiyle Kardeşimin cesedini göstereceğim Sizlere. İnsaf diye inlediğinizde Göçük altında gömdüğünüz Madencilerin seslerini dinleteceğim. Bir daha insanlığın başına bela olmayasınız diye hepinizin kafasını taşlarla ezeceğim. Bu kinimi aşırı bulanlara ise Tek söyleyeceğim; “ Ben bu…

Read More >>

Beynim bir Sürüngen!

9 Ekim 2017

  Evrenin bir parçası olduğumuz dışında hiçbir şeyde ne kalıcılık, ne kutsalık ne de gerçeklik var. Bizzat sevginin varlığı bile beynin salgıladığı kimyasaldan fazlası değil. Hepimiz yıldız tozuyuz. Atom yığını… Bu atomlar bizi bu gezegende birleştirerek ‘insan’ formunda bir bedene soktu. Evrim var evet. Lakin evrim, kainatin bu gezegendeki eli yavaş, tembel bir çömlek işçisi. Bizi sürekli en ideal kalıba sokmaya çalışıyor. Tabii eğer biz de uslu durur ve uyum…

Read More >>

İyiyle Kötünün Yüzü Aynıdır

7 Ekim 2017

      Leonardo da Vinci, ‘Son Akşam Yemeği’ isimli resmini yapmayı düşündüğünde büyük bir güçlükle karşılaştı. İyi’yi İsa’nın bedeninde, Kötü’yü de İsa’nın arkadaşı olan ve ‘Son Akşam Yemeği’ nde ona ihanet etmeye karar veren Yahuda’nın bedeninde tasvir etmeliydi. Resmi yarım bırakarak bu iki kişiye model olarak kullanabileceği birilerini aramaya başladı. Bir gün bir koronun verdiği konser sırasında, korodakilerden birinin İsa tasvirine çok uyduğunu fark etti. Onu poz vermesi için…

Read More >>

Sokaktakiler

4 Ekim 2017

  Sen yaşlardaydım o yıllar. huyum sana akran boyum sen kadar. Sekiz on yıllık bir çocuk canım. sokakta oyun cıvıltısı, sokakta körebe… Beni çağırmaktaydı köpek sesleri.   Meraklı bakışlarıyla ahmet diri diri öperken hatçe’yi hem de sokak ortasında, ne gelsin aklına haylazın, ne anlasındı kötülükten? düşse düş, mertlikse mertlik… On yıl vardı yirmisine basmaya yirmisinde hatçe’siyle kaçmaya. Ünlü bir gazeteci yaşar bizim sokakta ve ünlü bir kabadayı. Ama ünsüzdür yoksullar,…

Read More >>

Bir eşeğin ölüm vakti

27 Eylül 2017

    Ah! Vücudum acıdan titriyor. Bu acımasız, zalim iki ayaklı hayvana verdiğim bütün hizmetlerin karşılığı bu işte. Bugün son günüm, bu da benim son tesellim! Sıkıntı, acı ve dert dolu bir hayattan sonra, taşınmaz yüklere, üst üste inen sopalara, yoldan geçenlerin zincirlerine, lanetlerine katlandıktan sonra, Allah’a şükür bu berbat hayata veda ediyorum. Burası Şemiran Yolu. Bugün sahibimin dikkatsizliği yüzünden bir araba kazasında bacaklarım ezildi. Bu durumda olmamın nedeni bu….

Read More >>

Bizler, Halen Avcı Toplayıcı Bedenler İçerisinde Yaşayan ”Modernleşmiş” Bireyleriz!

27 Eylül 2017

Sabahları gün ağarırken kuş seslerinin verdiği rahatlama hissinin, ilkel atalarımızdan yadigar “Nereden tehlike geleceği belli olmayan karanlık gece bitti” huzuru olabileceğinin farkında mıyız? Ya da gün batarken yaşanılan hüznün “Nereden tehlike geleceği belli olmayan karanlık gece yine başladı” üzüntüsü olabileceğinin farkında mıyız? İlkbaharda çiçek açan kırların ilkel atalarımızdaki karşılığı bol yiyecek ve doğacak çocukların hayatta kalma garantisi iken, ruhu ve kültürü şehirli, duygulara yön veren hormonal sistemi hala avcı toplayıcı…

Read More >>

Sen Kayıpken

25 Eylül 2017

  Sen kayıpken unutuveriyorum işte, nereye ve nasıl koyduğumu seni. Hay aksi kadın! Oysa belli hangi kefede ağır bastığın. Sonra birden aklıma geliyor, hatırlamaya başlıyorum yeniden; ve yazıyorum seni derin kesiklerle, hafızamın huysuz bir köşesine. -ki- bu akılsız terazi kör müdür? Görmezden mi gelir bunca yaranmazlığı? bir kefede sen Ötekinde boşluk. Öfkeleniyorum haksız rekabetine. diş biliyorum bir zaman, Sonra yine unutuyorum sonra yeniden başlıyor. Günay Aktürk

Read More >>

Zaaf Delikleri

25 Eylül 2017

  Benim zaafım bir fare deliği, senin kibrin aç bir lağım haşaratı. Ben, kudretli bir dağ eşkıyasıyken, sen, ıssızda gezinen bir tarla sıçanı. Tüm tuzakları baştan çıkartan bir şeytan! Kılık mı değiştirdik ki aynı çatı altında savaş veriyoruz? Ama savaşmakla dökülmüyor şeytanın kanı. Gel bakalım! Tüm deliklerini kapattım zaaflarımın. Günay Aktürk

Read More >>

Bu Gidiş Nereye

18 Eylül 2017

  Bu gidiş nereye? Bu arayış kimden? Ölü bilincimde kâbus ve gün ortasında ayan ve beyan, nicedir hem duyar hem görürüm seni; kıstırmaktasın kuyruğunu nicedir. Nicedir sarhoş, umudun elini bırakmış bir anne güdüsüyle, kendi yamacında gönenmektesin. Delirdin mi sen? İstilacılara mı erdin? Çiğ bir sevinçte kuşkuya dahi meyletmeden kadınım, bir garip hal eylemektesin… Bu gidiş nereye? Bu arayış kimden? Delirdin mi sen? Günay Aktürk

Read More >>

Ağlar Mı Sandın

18 Eylül 2017

  Bana kabir arama be can dostum Kefenim toprağa bağlar mı sandın Dinimle bağımı çok oldu kestim Kabrimin azabı dağlar mı sandın Çürümüş dünyanın bağı tarumar Dört kıtada sefalet var acı var Âlemden âleme fani göçü var Âlemin sahibi sağlar mı sandın Enel Hak ilminde Mansur olalı Gözümde perdeler sırrı göreli Hak sırının menzilinde duralı İki âlem gönlüm eyler mi sandın Günay’ım can bir hiç, Görüyor belleme, körlükmüş meğer Boş…

Read More >>

Uyanmadın Ey Halkım

18 Eylül 2017

  Zam üstüne zamla kazıp kuyunu Türlü türlü oynadılar oyunu Beş vakit hak yeyip zemzem suyunu İçtiler de uyanmadın ey halkım Defolup gitmezler ocak yakmadan Cellat kalpaginı başa takmadan Hesap günü artlarına bakmadan Kaçtılar da uyanmadın ey halkım Gider aydın avlar takar fişleri Yüzleri nur saçar pistir içleri Tirpan gibi yirmisinde gençleri Biçtiler de uyanmadın ey halkım Bazen gülüp bazen de ağlayarak Türlü yalanlarla oy toplayarak Yıllar yılı memlekete çok…

Read More >>