157 Defa Görüntülendi

Aşk Tanımlaması

 

   İyi bildiğimi zannederdim aşkı. Köpek gibi sevmek değil, köpekleşmek gibiydi oysa bu! Mutluydum; ama iyi gitmiyordu aslında işler. Acı çektiğim halde kopmak istemediğim şey gerçekte neydi? Ne olacaktı acaba sürekli yüzünü görünce? Onu öpmekte özgür olsam, dudaklarını seçmemekle pişman olur muydum? Özlüyordum onu evet? En çok da neyini özlüyordum? Güzel bedeni vardı. Dokunmak ister miydim ona? En çok da neresine? Gerçek miydi bu duygular? Hayvani olmadığını kabullenebilir miydim? Kafasının içindekilere âşık olduğuma ikna edebilir miydim kafamın içindeki sorgulayanı? Fikir sevişmelerinden haz alacak kadar fikir sahibi miydim?

Afedersiniz bayım! İhtiras ve saplantının bu aşka ne derece hâkim olduğunu ölçmeye çalışıyorum sadece.

Bizimkisi yalnız iki kişi arasında yaşanan tanıksız bir cinayetti. Ama her aşk böyle bir sonuç doğuracak da değildir. Yalnız, aşkın bu yönünün daha yaygın olması; dünyaca ünlü yazarların umutsuz aşk üzerine eserler vermekte diretmelerine bir sebep olarak; toplum bireylerinin kendi yaşadığı ilişkileri ile kurdukları benzerlikler gösterilebilir.

Böyle davranmak hoşumuza gidiyor. Kendi sorduğuna kıymetli ve kibirli cevaplar arar durursun. Onun bir anlığına gülmüş olması, bulduğunu sandığın kibirli cevaplardan birisidir. Sırf bu nedenle yüz kez ihanet edene yüz birinci kez gidiyorsundur. Acaba kendisinden üstün gördüğüne mi âşık oluyordu insan? Bu yüzden mi eli ayağına dolaşıyordu? Umut bir avanaklık mıydı, yoksa saplantı denilen şey, kafanın yeterince doldurulamıyor olması mı?

İnsan ilişkilerine dair ortaya attığı bir fikri, farklı bir bakışı, bir buluşma teklifini hep anlamak istediğin gibi yorumlarsın. Aslında anladığın şey, gerçekten onun kastettiği şey değil; öyle olmasını istemeye bir hayli kafa yorduğun içindir. Metafizik gibidir aşk. Hep bahsederler ama gören duyan yoktur. İnsan bir ömür aynı yastığa baş koyacak bir ortakçıyı hangi sebeple kaldırabiliyor? İhtiras ve saplantı denilen şey evlilik süresince sıradanlığa dönüşüyorsa, aşkın hangi özelliği bu evliliği sürdürülebilir kılıyor? Yoksa her şey alışkanlığa dönüşüyor da aşkın sırtına mı yüklüyorduk biz bunu?

Dereden çok su akıyor bayım. Bir zaman sonra onun gözündeki değerini sorgulamaya başlıyorsun. Kafan çalışmaya başlıyor ve sen o anda kendi varlığını fark ediyorsun. Suçlamalar ve kötülemeler, yarım yamalak da olsa kendine güvenle başlıyor. İlk başlarda seni mutlu eden bu acı; aşkın, nefret koridoruna araladığı bir kapı rolüne bürünüyor.
Her haliyle hayvani bir içgüdüydü ki kopek gibi sevmek değildi aslında. Köpek gibi sevmek, arzulanan ama ulaşılamayan bir yaşam şeklidir. Yoksul olmak isterdim ben. Hani romanlardaki gibi… Onca acının ortasında hala beraber kalabilmek! Sadakat! Ondan başka sarılacak hiç kimsen olmadığı hissi! Uzun gecelerin sarhoşluğu… Bu aşkın ötesinde bir aşk; istersen dostluk da diyebilirsin bayım. Gerçekte çok acı çektim evet, bir köpek kadar sadık olmak istedim; ama asla âşık olamadım!

Günay Aktürk

Okumak İyidir:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir