1.791 Defa Görüntülendi

Aşık Maşuki Olayı

 

 

“Bizim ölümümüz bir kuş kafesinin kırılmasına benzer. Kafes kırılır, kuş hürriyetine kavuşur. Bu ölüm bizim kurtuluşumuzdur. Adına dünya denilen zindanın yıkılmasıdır. Biz aşk kabesinin yolcularıyız. Zulme uğradık. Zulmedenler unutulacak, bizler baki kalacağız.”

 

   Muhteşem Süleyman dizisini izlemişseniz bu sahneyi hatırlamışsınızdır. Ben izlemedim lakin şimdi fark ettim. Dizide “Aşık Maşuki” olarak anılan bu adamı tarih “oğlan şeyh Maşuki” diye anar. Henüz 19 yaşındadır. Genç yaşına rağmen tasavvufta bayağı geliştirmiştir kendini. İnancı temel olarak “Hurufi” inancına benzer ki Hurufiliği yayan da, derisi yüzülerek öldürülen ve Alevilerin yedi ulu ozandan biri olarak kabul ettikleri Nesimi’nin inancıdır.

 

   Dizi, aslında saldırgan olmayan tavrıyla alttan alta Kanuni’nin bu katliyle yüzleştiriyor bizi. Saltanatı ayakta tutan Sünni İslam inancıydı. O inancın dışında hiçbir inanca yaşama şansı vermesi söz konusu bile değildi. Eğer Müslümansan dinden çıkamazsın. Çıkarsan boynun vurulur. Karşındaki kendisini ne kadar “Müslüman” olarak tanımlamasa da kimin Müslüman kimin kafir (!) olduğunu tayin etme hakkını bulursun kendinde. Hakikat gasp ediliyor ve yerine bozuk bir algı anlayışı getiriliyor. Kısaca kimlik tayini. Bu inanç halkın değil saltanatın inancıdır. Sonrasında kan ve gözyaşı var. Çünkü diktatörlükler baskı ve kan olmaksızın ayakta kalamazlar. Zulüm ancak daha fazla zulümle ayakta kalabiliyor. Bir süreliğine…

 

   Bir insanı inancı dolayısıyla öldürmek kadar insanlık dışı bir davranış olamaz. Sanki kaçacaklarını bildiklerinden, onları dinin içinde tutabilmek için öldürüyor gibiler. Hem de bunun, tanrının emri olduğunu söyleyerek… Şöyle düşünün. Bu ülkenin resmi inancı Alevilik olsun ve bir kimsenin Alevilikten çıkması halinde ölümle cezalandırılacağı söylensin. Kulağa ne kadar da saçma geliyor. Halbuki mevzubahis İslam dini olunca normal gibi algılanıyor. Bu yüzden evrensel bakmalı olaya. Çatlak sesleri bastırmak yaratsa yaratsa nefret ve isyan yaratır ki Osmanlı tarihindeki isyanların ezici çoğunluğunun çıkış noktası da burası. Bu yüzden bu dayatmalar hangi din ve makamdan gelirse gelsin reddedilmelidir. Zaten bir grubu başka bir gruba kırdırtan tanrı fikri oldum olası saçma gelmiştir bana. İlahiden çok insanı bir yaratım söz konusu. Şimdi de katledilen 19 yaşındaki bu küçük şeyhin savunduğu fikirlere gelelim. Düşünsel yakınlığı nedeniyle bir aleviyi katletmekten farkı yok. Bilmiyorum, belki de Alevidir. Ne de olsa anladığımız kadarıyla babası bir “melami” dervişidir ve pir Ali diye anılıyordur. Her ne kadar isminin başında “şeyh” olsa da…

 

   İşte onu ölüme götüren düşüncelerinden bazıları:

1- Her insan aslında tanrıdır.
2- Aslolan insandır ve insan insanlığını bildikten sonra hiçbir nesne haram değildir ona.
3- Şeriatın haram dedikleri gercekte helaldir.
4- kıyamet, kabir azabı, suri hesap diye bir şey yoktur.
5- oruç ve namaz Yezid’e cereme için gelmiştir.
6- insanı yaratan insandır.
7- Cinsel ilişkinin her çeşidi iki maddenin birbirine temasıdır ve aşkın lezzetidir. Haram değildir.

   Bu vahşetin, azınlık olarak tanımlanan bir Alevi’yi, Kürdü, Ezidi’yi katletmekten farkı yok! Lakin bu topluluk bir Yahudi ya da Hristiyan olduğunda iş değişiyor. Bizim ülkemizde yaşasalar da kendi dinlerinin emirleriyle cezalandırılırlarmış! Onların kendi devletleri var, güçleri de var doğal olarak, demek yerine bu bahaneye sığınmaları gayet doğal… Bir başka insanlık dışı durum ise az önce söylediğim gibi kimin hangi dine dahil olduğuna karar verebilme küstahlığı!

 

Günay Aktürk

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir