380 Defa Görüntülendi

Ahlak İçi Ahlak Dışı

 

 

Bir kadını düşlerken onun gülen gözleri hala yanaklarının yumuşaklığını hatırlatabiliyorsa sana, kusura bakma ama narkozluk hastasın sen. Çünkü bilirsin ki onun o gamzeli yanakları yabancı dudaklara emanettir artık. Yabancı fısıltılara, yabancı dokunuşlara… Hadi acı çektir kendine, daha fazlasını hayalle ve bir de yabancı bir penis ekle buna. Ne olacaktı ki başka? Hangi hayatı yaşıyor zannediyorsun elini bırakıp da gidenlerin? Elini tutanları bırakıp gittiğin hayat, işte o hayat…

İki kişinin dışında bir yaşam yok senin için. Olmamalı. Duyguların ve renklerin ahengi yetmediğinde yoldan sapmaya başlarsın. Bir kadın tarafından nefret edilmek mi en adil olanı senin için? Ya da tüm benliğini senin gölgen altında eritip tükenmesi mi?  “Ya sev ya terk et” in ortası yok mu? Ya idam ya da af mı olmalı bir suçun cezası? Bir ekmeği üç kişiyle paylaşmanın erdeminden bahsederken, ana tema sevgiye doğru kayınca neden “ama” larla başlar sözler? Tümüyle istila edilmesi gereken bir toprak parçası mıdır aşk?

Bir fikir uçlarda gezinmeye başladığında neden kesiliverir kafası? Göçebe hayat yaşayan bugünün ahlaksızlığı yarın yerleşik hayatta neden evrenselleşiverir bir anda? Bugün çağdaş diye anılan yarın neden gerisinde kalır çağın? Hangi çağdan geçerse geçsin, gerçekliği bozulmayacak en realist fikir nedir?

Yeni bir yer altı dehlizinin tam önünde durmaktayım. Gerçekliğinden kuşku duyduğum anda tanrıyı hiç çekinmeden reddeden ben, Günay, zihni uyandırıp duyguları Sibirya soğuğuna sürgün etmekten nasıl vazgeçeceğim? Gerçeğin peşinden gitmekten başka gayesi olmayan bu sözde zekâ kırıntısının hala savunmakta ısrar ettiği bu yobaz ve ahlaksız fikirler utanç verici! Ben de büyüyorum ama ben de gelişiyorum. Ozan Veysel’i boşuna sahiplenmeyelim. Onun yüreğindeki sevgi tohumuna oldukça yabancı, bizdeki tohum!

Günay Aktürk

Sanrılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir