807 Defa Görüntülendi

Adalet Mülkün Temeli Midir?

 

Adalet Mülkün Temeli Midir?

   Bir zamanlar adına kanun dedikleri, epeyce de iş gören bir şey vardı. Gelin görün ki onun ne kadar esneyebileceğini deneyimlemek ayrı bir tecrübeydi, yasal kanunsuzluğun inceliklerine şahit olmak ayrı bir tecrübe. Ayrıca kanun da insan mayasının elastik özelliği sayesinde bir oyun hamuru gibi istenilen şekle sokulabiliyordu. İnsan ürünü olan ne var ki yine insan tarafından eğilip bükülmesin? Baştaysan sorun yoktu. Asıl sorun alt tabakalarda olduğunda ortaya çıkıyordu. Ama her zaman böyle olduğuna inanmıyorum.

   Halkın “servet istiflemeyi”, barbarlığı” ve de “diktatörlüğü” tasvip etmediği dönemlere şahit oldu dünyamız. Ama ne zaman ki halkın gözleri kör edildi, işte o zaman baştakiler için makam, çekici bir gözlükçü dükkânı gibi görünmeye başladı. Kanun, arkası olmayanlar için bir zulüm makinesi. Ama arkan varsa o kanunla inanılmaz şeyler yapabilirsin. Hatta yaptığın şeylere sen bile şaşırabilirsin. Adalet mi kutsal sayılmalı yoksa makam mı? Kanun yapıcılara bu kadar saygı gösterilmeye devam edildiği sürece, makam ve koltuk adaletin üstünde olmaya devam edecektir.




 

   Cinayetler işleniyor dünyada. Ben bunları üçe ayırdım. Bireysel cinayetler, örgütsel cinayetler ve de profesyonel cinayetler. Komşusu tarafından taciz edilen insanın işlediği cinayetin yargılaması mahkemelerde yapılır. Örgüt cinayetleri biraz pusludur. Eğer ucu herhangi bir makama dayanıyorsa her zaman istenilen sonuç alınamaz. Ama profesyonel cinayetlerde suçlu hiçbir zaman linç edilen insan olmaz. Çünkü bu eylemi yapanları yargılayacak olan adalet bir kartal gibi yeryüzünü tarıyordur. Kafasını kaldırıp daha yukarı bakacak kadar da esnek değildir boynu. İnsandaki adalet algısı, esas suçluların yargılanmadığını görmesiyle beraber zamanla esnemeye başlıyor. Mahkemelerin tek kutsal mekanizma olduğu zannıyla büyüyen bir insanın günün birinde bu esnekliği fark ettiğini bir düşünün. Kanunun işlevsiz hale getirilmesi eninde sonunda anarşizmi doğurur. Ve o andan itibaren anarşizm, o kişinin tek yargı mekanizması olmaya başlar. 

   Demokrasi, şeriat, diktatörlük ya da sosyal devlet… Bunların hepsi de alfabe yardımıyla yan yana gelmiş ve manasına uygun olmayan tuhaf davranışlar sergilemeye başlamışlardır. İnsanoğlu toplumu adaletle idare edecek sistemin ne olduğunu düşünüp duruyor. Hâlbuki esaslı sorun “insan” ın bizzat kendisindedir… Onun hangi sistemde olursa olsun günün birinde kibre kapılıp canavarlaşacağı gibi bir tehlikeyi nedense azımsıyorlar. Halkı olduğunu düşündüğü için zalimleşen bir algı kadar kötü şey var mı dünyada? Dünyanın en vahşi diktatörü kimdir? Zalimliğini kendini haklı saydığı gerekçelerle doğuran algı değil midir?

   Che gibi bir lidere herkes oy verirdi. Kurmuş olduğu devlet çatısının altında bütün halklar kardeşçe yaşayabilirdi de. Ama asıl sorun devlet şeklinin nasıl olacağında ve başına kimlerin geçeceğinde değil. Asıl sorun, o liderden sonra başa geçecek olanların canavarlaşmayacağının garantisinin nasıl verileceğinde…

MÜLK ÇIKMAZI

 

   Adalet mülkün temeli midir? Mülk nedir? “Mülk” kelimesi Etimolojide incelenirse en eski kaynağın 1300 sene öncesinden olduğu anlaşılır. (Arapça mlk kökünden gelen milk veya mulk مِلك/مُلك ün iki manası vardır;

1- Sahip ve egemen olma, sahiplik, egemenlik, hükümdarlık, krallık,

2- Sahip olunan şey, egemenlik alanı”

   “Adalet devletin temelidir.” Yani devlet anlamına da gelir, taşınmaz mülk anlamına da. Sorun şu ki biz bunu hangi anlamda kullanacağız? “Adalet tapunun temelidir.” Ya da “Adalet saltanatın temelidir.” Sokrates’in “Devlet” kitabında bile bir devletin ayakta kalabilmesi için ilkin adaletin gerekliliği vurgulanır.

   Şöyle demiştim bir zamanlar: “Eğer bu devlet bizim devletimizse öyleyse neden açlık sınırının altında yaşıyoruz?” Tabii ki de adalet olmadığı için. Temel çürük ama bir yolla hâlâ hayattayız. Yani bir anlamda mülksüz sayılırız. İşte o yüzden mülksüzler için bir adalet yok diyorum. Devlet sermayeye dayanır. Bütün kanunlar ve hatta dünya tarihinde yapılmış olan bütün savaşlar da bu sermayenin korunması için yapılmıştır. Adalet denilen şey de geçmişin ve bugünün dünyasında devletin bekası ve doğal olarak da zengin saltanatının bekası için vardır. Bu tıpkı kadercilik gibidir. Bana göre kadercilik, yoksulların nasırlı ellerini zenginlerin yakalarından uzak tutmak için vardır. Eğer “mülk” kelimesini “devlet” olarak kullanırsak, devleti de sermaye ve zenginlik olarak, bu durumda adalet işlese işlese yoksulu zenginden uzak tutmak için işleyecektir.

   Sosyalizm işte bu yüzden komünizme geçtiğinde devleti terk eder. Ben mülk kelimesini şahsi mülk anlamında kullanmak istiyorum. Adalet, sahip olduğum tek barınağımı koruyamayacaksa kimlerin barınağını koruyacak? Esasen taşınmaz mülkün sahiplenilmesine de karşıyım. Her şeyin alın terine dayanması gerektiği bir dünyada mülklü ya da mülksüz olarak doğmak, hangi yoksul ya da varlıklı rahim tarafından doğduğuna bakıyorsa, makale boyunca hangi adaletten söz ettik biz?

Günay Aktürk

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir