“Sanrılar”Kısa Romanımız Çıktı

     “Sanrı” kelimesinin ruhbilimindeki karşılığı şöyledir: “Uyanık bir kişinin, kendi dışında var sandığı ancak gerçekte olmayan olguları algılaması, yaşaması, varsanı, birsam, halüsinasyon” Ne diyordu Attila İlhan: “Olmaz, gerçek olamaz bu yaşadığımız, ya sanrı ya sanrıya çok yakın bir şey.”    Kapaktaki siyah olan surat da içimizdeki “ben.” Yani küçük sanrı. Dışarıya çıkıp kendince terör estirebilmek için bazı ihtiyaçlarımızı cicili bicili renklere boyayıp bizlere güzel göstermeye çalışıyor. Arka sıralardaki izleyiciler…

Read More >>

Bulunamayana Dair

   Yaşam enerjisinin “bilgi” denilen sünger tarafından emildiği yıllarda daha az gülmeye başladığımı fark etmiştim. Toplumun kalitesi düşüktü. Onun zevk aldığı şeylerden zevk almıyor, yavan sohbetlerinde kendimi daha bir yalnız hissediyordum.    Sorgu mekanizmamın ilk kez yaratılışla çalışmaya başlaması, arkasında derin ve karanlık bir uçurum getirecekti bana. Dört kitabı okumuş, yetmemiş, çok tanrılı dinlere sokmuştum burnumu. Yargıç kafalı beyinlerde olduğu gibi var oluşun sıkıntılı çıkmazlarıyla karşılaştım. Önce yıkımı, sonra sancılı…

Read More >>

İnsan Toplumunun Kuralları

   Çünkü onlarda her kafadan bir ses çıkmıyor da ondan. Mesela işçi arı, “vay anaam vay! Dün ölü bir böcek bacağı bulana kadar yol ayrımına kadar yürüdüm, bacaklarım kırılıyor, biraz daha geberip yatsam iyi olacak!” demiyor. Ya da bir işçi arı, kraliçe olacak yosma arıya diş bileyerek grev hakkını da kullanmıyor. Hâlbuki kendisi de dişi, taht üzerinde hak iddia edebilirdi. Ama sevdiğim bir huyları vardır ki akşama kadar kıç büyüten…

Read More >>

Işıktan Uzaklaşan İnsanlık!

   Dünya merkezli evren anlayışı yıkıldı ama yerine ben merkezli bir evren anlayışı geldi. Dış dünyaya körelen gözlerimizin önüne şatafat ipliğinden örülü bir perde çekilmiş durumda.    Medeniyetimizi o kadar geliştirdik ki akşam yemeğinde etimizden lezzetli bir parça kopartmak için karanlığın ardında gizlenen bir çift göz yok artık. O keskin pençeler uzun zamandan beri ne surlarımızı aşabiliyor ne de şehirlerimize girebiliyorlar.   Can güvenliğimizi hiçbir suretle tehdit etmeyen bu hayvanların…

Read More >>

Sanrılar – Bekliyorum ki Ondan Söz Etsin

Temin Et    “Bir gün kitabımı koynuma sokup sessizce uzaklaşacağım buralardan. O gün güneş batıdan doğacak ve ben hiç şaşırmayacağım bu işe. Belki yüz yıl geçecek aradan. Denize atıldığı anda unutulan bir şişe gibi yüzeceğim sonsuzlukta. Sonra bir gün birileri bulup okuyacak beni! Ama o çağ, bu çağ olmayacak artık. Uzansalar dokunamayacaklar tenime. Duyuramayacaklar seslerini, gözlerini üzerimde gezdiremeyecekler. Bir süre daha yaşadıktan sonra her şey karanlığa bürünecek. Dört buçuk milyar…

Read More >>

Yıkım

   Mevsim kış. Sefaletin, cehaletin ve yabanıllığın hüküm sürdüğü sıradan ve ilkel bir akşam vakti… Küçük bir çocuğun bir köşede kendi halinde misket yuvarlaması gibi ağır ağır yanmakta soba. Üstünde güğüm, içinde su, o da kendi halinde fokurdamakta. Yükselen buğunun altında ıslık çalar gibi ninni tonunda bir ses duyulmakta. Evin yaşlı ninesi her zaman ki köşesinde, adına “rezil uyku” dedikleri doyumsuz bir horultunun kucağında uyuklamakta… Bastonlu dede köy odasına gitmiş….

Read More >>

Kandilde Balkıyan Nurdan Gelirim

   Dudaklarınız! Onlar, milyarlarca yıl önce patlamış bir yıldızın içinde oluşan karbondan meydana geliyorlar. Hepimiz yıldız tozuyuz. “Kudret kandilinde bir ışık iken / Ta ol zaman âşık oldum nura ben.” diyor Sıdkı baba. “Kandilde balkıyan nurdan gelirim.” de Nesimi’ye ait. “Kandil” ışık saçan bir alev kütlesi demek. Yani yıldız. Al sana bin yıllık bilgi.    İçimi yakan başka bir ateş daha yok. Hal böyleyken varlığı neyine göre tanımlarız? Bizler oyun…

Read More >>

Ölüler Konuştuğunda

            İki arkadaş Samsun da iki bin onun yirmi mayıs öğleni az düzgün çok tezekli bir yoldan ağır ağır yürümeye başladılar. Birinin adı Osman’dı. Yaşı nereden baksan kırkı bulmuştu. Tam bir vatanseverdi. Takvimler ne zaman özel bir günü gösterse Bandırma Vapurundan girer Samsun’dan çıkar, anlatır da anlatırdı. Dinleyenler o sözleri bir yerlerde okusalar, o’nun Samsun’a Atatürk ile beraber çıktığını düşünürlerdi. Atatürkçüydü. Nutuk’u hiç okumamıştı. Anıtkabir’e de gitmemiş…

Read More >>

Gitmek…

   Olup bitenlerin farkındaydı. Acı çekiyor, gitmek istiyordu. İnsan, nereye gideceğini bilmeyen bir canlıydı. Kurtulmak istediği huzursuzluk yaşamın ağır baskısındandı fakat ona gideceği kentin melekler şehri olacağını düşündüren şey neydi?    Sorun, yaşamın acımasız olmasında mıydı yoksa ruhun aşırı derecede hasar görmesinde mi? Ayak parmakları kırıldığı halde acının sebebini çok fazla yürümüş olmasına bağlayan bir insanı ne koltuk değneği kurtarabilirdi ne de mola.    Biçimini kaybeden bir ruhu sevgiden başka…

Read More >>

Mozart Üzerine

   Mozart için şöyle derler; “Bütün büyük besteciler gökyüzüne ulaşmaya çalışanlardır, Mozart ise gökten inendir”    Peki bunu niye derler?Filozof Nietzsche basit bir cevap veriyor bu soruya; “İyilik dolu esintisiyle İçimizdeki çocuğu hatırlattığı için”    Son 500 yıllık müzik tarihinin batıdaki büyük yükselişinde müziğin 3 büyük devi olarak Bach, Mozart ve Beethoven gösterilir. Ki bunda haklılık payı vardır.    Ben, hemen hemen tüm piyano için eserlerini çaldığım ve kaydettiğim Mozart…

Read More >>